26 Şubat 2020 Çarşamba

Yurtdışı Öğretmenlik Sınavı

Bugün fena çuvalladım :/ Cehaletim tescillendi. Cidden. YDS’den 98,75 almışken, yurtdışı öğretmenlik sınavına da çalışmak amacıyla kalınca bir kitap almış, Türkçedir, edebiyattır, tarih-coğrafyadır, eğitim bilimleridir, kanun ve yönetmeliklerdir derken üç ay boyunca düzenli olarak çalışmıştım. Tarih çalışmamın yararını gördüm. Onun dışında hiç çalışmasam, o zamanı canımın istediği kitaplara ayırsam daha iyi olurmuş; zira özellikle genel kültür kısmında feci bir çöküş yaşadım.

Beni tanıyanlar “sen kazanırsın” der genelde. Sağolsunlar. Kitaplarla aram iyi olduğu için sınavlarla da aram iyi oldu yıllardır. Ama bu sınav bir başkaydı. Aslında kitap okumak da tartışmalı konu. Felsefe okumalarının, kimi kuramsal okumaların ve hatta romanların ne kadar katkısı olabilir ki? Dallanıp budaklanan, spesifik konular bunlar. Hele genel kültür zaten bildiğiniz okyanus. Asla her şeyi bilemezsiniz.

Ama dersimi aldım. Seneye sınava girecek olursam yapacaklarım belli: Hayatta coğrafya çalışmam. Eğitim bilimlerine ve edebiyata çalışmaya da gerek yok. Tarih çalışırım yine ve bu kez daha ayrıntılı çalışırım. 657 sayılı kanunu, 1739 sayılı kanunu, cumhurbaşkanlığı sistemine dair kanun ve kararnameleri ve pasaport kanununu ezberlerim, ki pasaport kullanan insanım ama öyle bir soru geldi ki onu da yapamadım, bir de her gün 45 dakika, ayin gibi, ciddiyetle HABERLERİ izlerim. Bu sınava böyle hazırlanılır.

Haber izleyeceksin abi. Ben kopmuşum demek ki güncel olaylardan. Hubble Teleskobu son demlerindeymiş, ondan sonra onun görevini yürütecek olan teleskobun adı soruldu. Hiç duymamıştım. James Webb imiş -ya da öyle bir şey. Duysam bile aklımda kalır mıydı, bilmiyorum. "Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 2019’da kaçıncı kez toplandı?" diye soruldu: 73. kez mi, 74., 75., 76. mı? Yine bilemedim. Toplama çıkartma yaptım, 2019-1946(?), tutmadı. UNESCO’nun yaratıcı şehirler listesi varmış. Türkiye’den şıklardaki hangi şehir o listede yokmuş: Evet, o konuya dair de hiçbir fikrim yoktu. NATO 2019’da zirveyi Londra’da mı toplamışmış, Paris’te mi, yoksa başka yerlerde mi? Cumhurbaşkanlığı kültür-sanat büyük ödülünü alan kişi kimdir? Bir isim tanıdık geldi ama o da tutmadı. Ha, Türkiye otomobil yaptı, evet, ama sınavda TOGG’un CEO’sunun kim olduğu soruldu... Ne bileyim yahu? Demek ki işadamlarını, holdingleri filan da takip etmek, tek tek isimlerini ezberlemek gerekecek.

Hayatta başarısızlıklar da olacak. Bu sınavda baraj 60 puan. 60 alırım herhalde ama en yüksek puanlıları çağıracaklar mülakata. O yüzden mülakata kalma şansım çok düşük. Gerçi mülakatta böyle sorular gelirse yine bilemem zaten. Sağlık olsun. Ankara’ya gitmişken çocukluk arkadaşımda kaldım. Özlemişiz birbirimizi. O yetti bana.

Seneye her haberi, her işadamını, tüm ödül törenlerini, tüm ulusal ve uluslararası oluşumları, zirveleri, toplantıları ve çıkacak tüm kanunları takip edersem kazanırım belki :) Kimisi 85-90 puan bekliyormuş. Helal olsun. Bükemediğim bileği öperim.

İyisi mi ben her zamanki okumalarıma döneyim.

21 Şubat 2020 Cuma

Çocuktan Felsefeci Olur mu?

Sanıyorum insanlar felsefeyi formel mantıktan ibaret sanıyor. Salt biçimsel zannediyor. P ise Q’lar. Öncüller, çıkarımlar vs. Ve böyle sandıkları için parlak bir zekaya sahip olmanın, ki zeka derken akıldan değil, IQ diye tabir edilen ve ölçülebilen bir kapasiteden bahsediyorum, tek başına yeterli olduğunu düşünüyor. Oysa felsefenin IQ ile pek az ilgisi var. Elbette bir miktar zeka gerekli ama çok yüksek IQ’lu olup felsefeye ilgi duymayanlar olduğu gibi, pek zeki olmadığı hâlde sezgisi (anschauung) güçlü, idrak ve yorum kabiliyeti gelişkin, hepsinden önemlisi yaşantılarından, yaşadığımız, gayet somut dünyadan sonuçlar çıkartabilen, sağlam tespitler yapabilen insanlar da var.

Küçük bir çocuk satrançta seni-beni yenebilir. Bu IQ ile ilgili bir durumdur. Felsefe ise hayatla iç içe bir etkinlik olduğundan belirli bir yaşanmışlık da gerektiriyor. Çok zeki -bir çocuk- olmanız, tekrar edeyim, zeka derken yüksek IQ’yu kastediyorum, tek başına Spinoza’yı, Nietzsche’yi, Badiou’yü filan anlamanıza yetmez. Felsefe, kodlama gibi, yazılım geliştirme gibi bir disiplin değil.

Gerçi bilimde de zekanın tek başına yettiği söylenemez. Bkz. Keşif bağlamı. Bir kuramın icadında irrasyonel etmenler, düşler, ruh hâli ve yaratıcılık gibi etmenler vardır. Çok zeki birisi, sezgisi zayıf olduğu için herhangi bir yenilik getiremeyebilir. Faraday'ın matematiği pek iyi değildi ve Faraday’ın sezgisiyle (altıncı hissi kastetmiyorum, anschauung ya da intuition diyelim, belki idrak kabiliyeti) bulduğu elektromanyetizmayı formüllere döken kişi Maxwell idi. Einstein da matematikte sıkıntı çekermiş. Kimi keşiflerini öğrencisi Grossmann’ın formülleştirdiğini okumuştum. (Rovelli, The World is Not What It Seems.)

Felsefeye “bulaşan” insanların mutsuz olacakları yargısı da sorunlu. “O çocuğu felsefeden kurtarmalıyız” gibi öneriler, felsefenin bu dünyaya ait olmadığı, göklerde süzülen kavramlarla iş gören, yaşamla bağlantısı olmayan bir disiplin olduğu inancına dayanıyor. Okuyan insanlar zihnen bu ideal öte-dünyada, kavramların dünyasında "yaşadığı" için, fazla okuyanın kafayı yiyeceğine veya dünyanın hâlinden memnuniyetsizlik duyacağına inanılıyor. Formül şu: 1. Okuyan kişi mevcut olmayan düzenleri öğrenir. 2. Bu düzenlerin mevcut düzenden daha iyi olduğuna inanır. 3. Mevcut olmayan daha iyi düzenin yokluğundan ötürü mutsuz olur: Bu formül yanıltıcı. Mevcut olmayan düzenin daha iyi olduğu su götürür. Kaldı ki, mevcut düzen öyle karmaşık bir ağdır ki, tüm parça ve mekanizmalarını bilmediğiniz bir gemiden tek bir vida sökmeye bile korkarken, tüm dünya düzenini baştan ayağa değiştirmek gibi bir hayal kurabilmeniz için idealde benimsediklerinizin olağanüstü sağlam ve ayrıntılı olması gerekir. Çetrefil dünya ağında hiç kimsenin her şeye vakıf olabileceğine ihtimal vermiyorum. Spontanlık göz ardı ediliyor.

İntihar eden matematik öğretmenine de hak vermedim bu yüzden. Eğitim sistemi çok kötüdür, her şey çok kötüdür, eyvallah da, elinden geleni yapabilirdin gene de. Çocuklara bir şeyler verebilirdin. “1. Düzen kötü. 2. Ben iyiyim. 3. Kötü düzen ben gibi iyileri mutsuz kılıyor” şeklinde özetlenebilecek ve sıkça rastladığımız bu zinciri son derece sıkıntılı buluyorum.