22 Ocak 2020 Çarşamba

Vikipedi, Hasan Mezarcı ve Vedat Milor

Ya arkadaş, bi’rahat durmuyorsunuz. Vikipedi açılır açılmaz kötüleyen kötüleyene. Amerika’nın oyunları, İsrail’in oyunları, Batı’nın bilgiyi tekelinde tutma arzusu filan derken gene yasaklattıracaksınız ca’nım bilgi deryasını.

Vikipedi’de politik maddeler tartışmalı olabilir. Zaten yasaklanmasını savunanlar da politik makalelere istinaden yasaklansın diyordu. İyi de, içindeki olgusal içerik çoğunlukla gayet sağlam. Matematik felsefesi okurken, kitap yeterli olmadığından açıyordum Cantor’un sonsuzluk tezini, açıyordum berber paradoksunu, Öklitçi olmayan geometrileri, Lobaçevskidir, Riemanndır, mis gibi içeriklere ulaşıyordum Vikipedi’de. Tamam, İngilizce içerik çok daha zengin elbette ama elimizde bu varken, sebep ne olursa olsun yasaklanmasını talep etmenize ve bunu kimi komplo teorileriyle desteklemenize anlam veremiyorum.

Karar verelim kardeşim, biz dünyayla entegre mi olmak istiyoruz? Hani Özal’la birlikte dünyayla bağ kurmuştuk, Özal’ı övüp duruyorsunuz ya, şimdi nereden çıtkı bu içe kapanma arzusu? Elin Hollandalısı, İspanyolu, hatta Kenyalısı Vikipedi’ye girerken ben niye giremeyecek mişim? Sen çok rahatsızsan kullanma. Zorla mı sokuyorlar Vikipedi’ye? Veya Netflix’e, Facebook’a, Twitter’a? Sen kullanma da, neden “bunlar ABD’nin düşünce dünyamızı şekillendirmek için kullandığı mecralar” diye devleti çaktırmadan yasaklamaya davet ediyorsun? Diyelim ki öyle, diyelim ki zihnimi şekillendiriyor ve ideolojik bir işlevi var Vikipedi’nin. Ya ben yetişkin insanım, siteye girip girmeme kararıma neden müdahale edilsin ki?

Mis gibi site. Hele İngilizce içeriği muazzam. Beğenmeyen kullanmasın ama rahat bırakın bizi. Ben dünyayla entegre olmak, her içeriğe erişebilmek istiyorum. Hatta anayasayı okudum dün, “haberleşme hakkı” diye bir madde var, hakkımız bu bizim yani. Karışmayın kardeşim. Vallahi anayasa kitapçığını masaya fırlatıp bir kriz de ben çıkartacağım şimdi :)

* * *

Hasan Mezarcı belli ki hafiften delirmiş. Zararsız delilerden. Gelgelelim, dün CNNTürk’teki mehdilik tartışmasına katılan konuşmacıları görünce anladım ki, Mezarcı’ya bir operasyon yaptırtmadan rahat etmeyecekler.


Ben Mezarcı’yı sempatik buluyorum. Dar bir çevresi var, sanırım 10-15 kişi. Takılıyorlar öyle kendi inançlarınca. Kendisi Düzceli. Muhtemelen ailesinden kalma arazisinde yaşıyor, yine Düzce’de. Mesih olduğuna inanmış, yanındakilerin de bazıları onun Mesih olduğunu kabul etmiş görünüyor. Bazıları ise sanırım sohbet muhabbet ortamı güzel olduğundan onlarla takılıyor. Öyle ya da böyle, bana sevimli ve zararsız göründü.

Hem inançlara bir şey yapamazsın ki? Adamı evinden aldın, soruşturmadır, davadır derken hapse tıktın diyelim, bunun neye faydası var? Hani inanç özgürlüğü vardı? Hem öyle olsa daha da perçinlenmez mi inancı? Bu kez, “tıpkı Romalıların İsa Mesih’e yaptığı gibi bana da zulmediyorlar!” demez mi? Adamın kalbinden inancını söküp atamazsın ki? İnanç, adı üstünde, duygusal/irrasyonel bir mevzu zaten.

Peşine yüzbinleri takıp tehdit hâline gelse neyse diyeceğim de, mevcut hâliyle bu adamla bu kadar uğraşmaları anlamsız geliyor. Bana kalırsa, 15-20 kişi bir araya gelip yeni bir din bile icat etse ve kendi içlerinde, etrafa zarar vermeksizin, saldırmaksızın yaşasa, bunda hiçbir sorun olmazdı.

Ben onları mutlu gördüm. 140journos’taki videoyu izlemeyen varsa izleyin derim. Kendi hâllerinde takılıp gidiyorlar. Yaşlı bir adamın, müstakil evinde insanları konuk edip sohbet ettiğini düşünün. Sohbet, tartışma, doğumgünü kutlaması filan. Dinî bir dayanağı olmadan da pekâlâ yapılabilecek bir şey.

Ayrıca o ahşap ve müstakil eve bayıldım. Çok güzel.

* * * 

Vedat Milor’u neden seviyorum? Aslında sınıfsal bakımdan ayrı dünyaların insanıyız. Adam aylardır, hatta belki de sürekli yurtdışında. En son baktığımda İspanya’yı köy köy, kasaba kasaba geziyordu. Zengin yani. Ben yılda bir kez yurtdışına çıktığımda bile her gün restoranlarda yemiyorum. Daha ziyade uygun fiyatlı, ayaküstü yemekler yiyorum. Yöresel lezzetleri tatmak için bir-iki gün uğruyorum restorana, o kadar. Helsinki'de ren geyiği eti yemiştim mesela. Oyh... Neyse, konudan sapmayayım.

Ayrı ekonomik dünyalara ait olsak da Milor’a kendimi yakın hissediyorum. Birikimli ve mütevazı olması da değil mesele. Kendisine olan saygım büyük; zira adam kimseye yaranacağım diye, üç beş alkış alacağım diye tercihlerinden ödün vermiyor -bu yüzden seviyorum. Yemeklerin yanına mukakkak şarap alıyor mesela ve şarabın üretim yılına ve aromasına dair detaylar veriyor. Deniz ürünleri deniyor bolca. Tepkileri umursamıyor. “Yahudi Milor! Defol git İsrail’de yaşa” diyen mi dersin, “ama midye mekruh” diyen mi, şarap içmesine laf söyleyen mi? Ama çekinmiyor. Kimseye yaranmaya çalışmıyor.

İş orada bitse iyi. Bol bol et tükettiği ve et yemeklerine dair ayrıntılı bilgiler paylaştığı için, veganizm dininin mensuplarınca, “o yediğin etler boğazına dizilsin!" şeklinde ilenmelere, “canisin!" ve “katilsin!” gibi ithamlara maruz kalıyor arada; ama aldırmıyor. Eğilip bükülmüyor. Helal olsun.

Adamın kendinden ödün vermeyişine saygı duyuyorum yani. Sonuçta o onu dedi, bu bunu dedi diye kaygılanacak, tepkilerden çekinerek oto-sansür uygulayacak olsan, konuşmaya ve paylaşmaya korkar, nabza göre şerbet verir, giderek kendin olmaktan uzaklaşırsın. Kendinden eminliğini ve dik duruşunu seviyorum Milor’un. Bildiğini sözde değil, gerçekten biliyor ve bildiğini okumaktan hiç şaşmıyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder