27 Ocak 2020 Pazartesi

Frenleme Mekanizması

Farklılıklar daha fazla gözüme batardı önceden. Şimdi nereye baksam benzerlikler görüyorum. Sorsan birbirinden farklı hassasiyetleri ve farklı referansları olan insanlar ama pratikte aynılar. ’99 depreminde “7.4 yetmedi mi?” diyerek depremin suçunu laik kesime atanlar, 4-5 yıl önce Nepal’de yaşanan depremi ilahi adaletin bir tecellisi olarak bulan, “inancınız için hayvanları kurban ederseniz işte böyle olur” minvalinde bir açıklama yapan Leman Sam ve Elazığ depremi için “oh olsun” demeye getiren Sevan Nişanyan.

Baksan İslamcı dersin, hayvansever dersin, entelektüel dersin ama özünde değişen bir şey yok. Nefretleriyle besleniyorlar ve bu nefretleri doğal felaketleri, depremi, kasırgayı, seli bile hak edilmiş bir ceza, suçluların tepesine indirilmiş bir sopa olarak görmelerine imkân tanıyor. Cemaat kafasıdır bu: Ait olduğun cemaat ahlâkın edimselleştiği çemberdir. O çemberin dışında kalanlarsa ahlâksız, kötü, yanlış yolda filandır. Cemaat deyince akla yalnızca dinî cemaatler gelmesin. Sert grup aidiyetlerini kastediyorum.

Tanrı, vicdan, ahlâk, hakikat, erdem, halk vs. isimlendirmeler önemsiz. Her halükârda, şaşmaz bir referansın varsa, sarsılmaz, sabit, aşkın bir gösterilene dayanıyor, kendine mutlak bir zemin bulmuş ve ondan hareketle düşünüyorsan, kendini doğrunun yanında, kendin gibi olmayanı ise yanlış yolda bulman kaçınılmaz oluyor. Eskiden demokraside eleştirecek çok şey bulurdum, hâlâ buluyorum; gelgelelim demokratik bilinç de, yani kendi hakikatinin mutlak olmadığının bilinci gerçekten de gerekliymiş ve bizde hiçbir kesimde tam olarak oturmamış.

Tarafsızlıktan bahsedenlere de güvenmiyorum artık. Gazeteci seninle aynı taraftaysa, eh, sen “doğru” tarafta olduğundan, Tanrı’nın, vicdanın, erdemin, halkın, dinin, hayvanların, çevrenin, suçluluk duygusunun vs. yanında olduğundan, senin ideolojin şaşmaz bir hakikat olduğundan, seviyorsun o gazeteciyi: “İşte doğrunun yanında bir gazeteci!” Senden yana değilse “bari tarafsız ol!” diyor, başka taraftan yana olduğundaysa o kişiyi, gazeteci veya başkası, “onursuz”, “sapkın”, “kötü” vb. olarak tanımlıyor, cemaat dışında kalanlar için “ork sürüsü” diyor, “bir kedinin başını okşamamış gibi kötüsünüz”, “hiç şiir okumamış gibi kötüsünüz”, “bu taraflılık değil, saf kötülük” gibi laflarla edebiyat parçalıyorsun.

Her kesime orayı dengeleyecek, kendi içlerinden biri olacak ama onları itidale davet edecek ve gücü ele geçirdikleri vakit canileşmelerine engel olacak bir frenleme mekanizması lazım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder