13 Haziran 2019 Perşembe

Gençlere Akıl Vermek

Şu zamanda lise çağında olmak istemezdim. Gençlere akıl veren verene. Kimse gençleri beğenmiyor. Tarihte, okuduğum kadarıyla, eskiler yenileri genellikle beğenmemiş zaten ama şimdiki gençliğe iyice haksızlık edildiğini düşünüyorum. Kusura bakma da amcacığım, 40 yaşında emekli olmuşsun, belki hiç emeklilik yüzü göremeyecek, iş garantisi olmayan, yarın ne olacağı belirsiz gençlere akıl verip duruyorsun.

31 yaşımdan itibaren yurtdışına gitmeye başlamış birisi olarak geçirdiğim şoklardan birisi Avrupalı gençlerin konforuyla yüzleşmekti. Benim hâlâ bir MacBook'um yok. Gelgelelim, yurtdışında kaldığım hostellerde mesela Danimarkalı, onsekiz yaşındaki genç iPhone, iPad ve MacBook üçlemesiyle geziyor, Kindle’ını çıkartıp kitap okuyordu. Elemanlar daha 18 yaşında tüm Avrupa’yı geziyor neredeyse.

Sürekli yeni mesleklerden bahsediyorlar: “Yapay zeka konusunda kendinizi geliştirin! Enformasyon teknolojileri üzerine uzmanlaşın!” Yapay zekadır, karanlık fabrikadır, endüstri 4.0’dır, güzel konuşuyorsun ama gençler en nihayetinde “tıbba gireyim de işim garanti olsun” deyip kendini sağlama almak istiyor.

Cem Seymen Twitter’da neredeyse fırça atar gibi gençlerin sivil toplum kuruluşlarına girip etkin olmamalarını eleştirmiş. Cem Seymen olsun, başkaları olsun, herkes kendi reçetesince gençlere misyon yükleme derdinde. STK’lara girmek istemiyorsa istemiyordur, ne diye bu ısrar? Ayrıca Türkiye’de STK’lar politik kimi tutumlara sahip olabiliyor. Tarikat, cemaat, parti gibi oluşumların uzantıları olabiliyor. Riskli konular.

Okumak güzel şey ama okuyunca okumayanlardan daha çok para kazanacağının bir garantisi yok. Üniversiteyi bitirdikten sonra yine asgarî ücretle çalışacaksın muhtemelen. Ama işine aşık olmaktan, adanmışlıktan, kurumsal kimlikten filan bahsedenlerin akıl vermeleri sona ermeyecek. 3.000 lira alıp on iki saatini verecek, akşam eve gittiğinde kafanı kaldıramayacaksın belki. Ama 40 yaşında emekli olmuş büyüklerin seni bir türlü beğenmemeye devam edecek. Sen parasızlıktan çiğ köfte ve tavuk dönerle günlerini geçirirken ve hiç sermayen yokken, “girişimci olun”, “yatırım yapın” gibi akıllar verecekler. Akıllar verecek, para vermeyecekler. Onlar tek yabancı dil bilmezken size “2-3 yabancı dil öğrenin!” aklı verecekler mesela. Kendileri yatışta, 40 yaşından beri emekli maaşı alır, başka bir işle uğraşır, üzerine belki bir de oradan buradan kira alır ve entelektüel hiçbir gayret sarf etmezken, “okuyun”, “dil öğrenin”, "çift anadal yapın", “yüksek lisans yapın” deyip durmayı sürdürecekler. Bir türlü gelmeyecek telkinlerinin sonları.

“Gençlerin hepsi çalışkan ve idealist, her biri bir harika” demiyorum. Ama onları azarlar tonda konuşan ve sürekli akıl veren insanlardan da hoşlanmıyorum. Onlara sürekli misyonlar yükleyen, onları doğar doğmaz ülkesine ve Dünya’ya borçlu ilan eden ve bunu sürekli hatırlatan büyüklerden hiç haz etmiyorum.

Biraz rahat bırakın. Zaten kolay bir hayatları olmayacak.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder