13 Nisan 2019 Cumartesi

"O kadar hümanist değilim!"

“O kadar hümanist olamayacağım”, “hümanizmin de bir sınırı var!”, “bence bu suçu işleyenler idam edilsin, herkese karşı hümanist değilim” gibi ifadelere sıkça rastlıyorum. “Ne alaka?” demekten alamıyorum kendimi. Sanıyorum hümanizm dendiğinde merhamet veya herkese karşı kayıtsız şartsız bir sevgi beslemek gibi safiyane tutumlar anlaşılıyor.

Oysa hümanizm, Türkçesiyle insancılık, insanı merkeze alan bir dünya görüşü. İnsanı merkeze almak ise herkese karşı kayıtsız şartsız hoşgörülü olmak, kimseyi cezalandırmamak filan demek değil. İnsanın merkezde olması, yasa koyucunun gökten yere inmesi demek. İnsanın Tanrı buyruğuna göre değil, kendi belirlediği kurallara göre hareket etmesi, kişinin kendi iradesi ile aldığı kararları uygulaması demek. Örneğin yasa koyucuların bugün kutsal kitapların değişmez sözüne bakarak değil, tartışarak bir karara varması ve insanların insan-yapımı yasalar ve düzenle yönetilmesi demek. Göklerin değil yerin, uhreviyatın değil dünyeviyatın yüceltilmesi, öte-dünyanın değil bu-dünyanın değerli görülmesi demek.

Hümanist olmak herkese ve her şeye karşı sınırsız bir hoşgörü göstermeyi gerektirmez. Eleştirel aklı, dolayısıyla tartışmayı ön plana çıkartır. Bilgi hâli hazırda mevcut, orada-duran bir şey değildir. Onun inşa edilmesi gerekir. Mutlağın bilgisini haiz olduğu iddiasında olanlar zaten tartışmaz. Oysa böyle bir iddiası olmayanlar tartışır, inşa sürecine katılır ve emek verir. Madem x ya da y kişisinin söylediği mutlak bilgi değildir ve madem artık bilgi için kutsal kitaplara değil de akla ve deneye bakmamız gerekir, o hâlde sağlıklı bir tartışma ortamı, dolayısıyla demokratik bir ortam da gerekli olacaktır. Yalnız şu var: Kanaatlerin hepsi eşit değildir. Tartışmanın galipleri ve mağlupları olacaktır -en azından bir süreliğine.

Yetkinin Tanrı’dan İnsan’a geçmesinde, dogmaların yerine kanıt ve gerekçelere bakılmasında, daha da önemlisi kaderciliğin reddedilerek, dünyanın insan iradesiyle daha iyi bir yere dönüştürülebileceği inancında temellenen hümanizm bugün kötü anlamlar kazandı: Kötülüğe karşı tepkisiz olmak, gaddarlıklara bile empatiyle yaklaşmak, herkesi, iyi ya da kötü tüm insanları ayırt etmeksizin sevmek gibi ayrımsız, genelgeçer, dolayısıyla boş bir anlam verildi bu kelimeye. (Bir kavram fazlasıyla genişse anlamsızdır. Spesifik olması gerekir.) Bir nevi aptalca sevgi gibi bir şey. Bu nereden çıktı bilmiyorum ama hümanist olmanın kötülüklere karşı tahammül etmek anlamına gelmediğini biliyorum. 

En basitinden, başkasına psikolojik ya da fiziksel şiddet uygulayan birisine karşı hoşgörülü olmam gerekmez; zira o kişi başkalarına karşı hoşgörüsüz olmuş, hatta zarar vermiş. İşkence edeni affedince hümanist olmuş olmuyorum yani. Başkalarına açıkça zarar veren kişilere bile sevgiyle yaklaşmak için safça ve tükenmez bir sevgi, sonsuz bir bağışlama yetisi ya da bunları telkin eden bir öğreti gerekir belki; ama bunların hümanizmle bir ilgisi yok.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder