29 Nisan 2019 Pazartesi

Evinize Suriyeli Mülteci Alır mıydınız?

Sokak röportajlarının halkın nabzını tuttuğuna inanmıyorum. Bir kere çoğu kişi özgün bir görüşe sahip değildir. Televizyonda duyduklarından işine gelenleri seçerek tekrar ederler. Görüşlere tartıp düşünerek varmış değillerdir. İkincisi, kamerayı gördüğümüz zaman genelgeçer sözler etme eğiliminde oluruz. Üzerimizde baskı hisseder ve bu baskıdan ötürü inanmadığımız ama genel kabul gören şeyler söyleriz. Üçüncüsü, her beyana güven olmaz. İnsanlar açıkça yalan söyleyebilir. Bu sebeplerle sokak röportajları kadar anketlere de kuşkuyla yaklaşırım.

Eğlenceli bir video izledim. Adam çıkmış sokağa, vatandaşa “zor durumdaki bir Suriyeli kardeşimizi, yatacak yeri olmayan, aç bilaç Suriyeli bir kardeşimizi evinize alır mıydınız?” diye soruyor. Buna benzer laflar. Kamera önünde vatandaşın ne demesini beklersiniz? “Tabi alırım” diyor. Sonra muhabir hemen Suriyeli genç bir erkek çağırıyor yanına. “Bu kardeşimiz aynen o durumda. Kalacak yeri yok. Yanınıza alırsanız çok seviniriz” diyor ve tabi iş ciddiye binince kimse kimseyi evine almak istemiyor :) 

Bence burada bir sıkıntı yok. Asıl sorun bu durumun riyakârlık olarak yorumlanması. İşi Türk insanını küçük düşürmeye vardıran yorumlar okudum. Sözde konuksevermişiz ama aslında değilmişiz. İkiyüzlüymüşüz. Kötüymüşüz vs. Bence bu yorumlar aşırıya kaçmış; çünkü orada söz konusu olan siyaseten doğruculuk denen illet. Bir Suriyeli’yi veya başka bir mülteciyi gerektiğinde evine alır mısın sorusuna, kameralar önünde hemen herkes “tabi” der. Neden? Çünkü “almam” derse vicdansızlıkla ve ırkçılıkla suçlanacağını bilir. Bu yüzden aslında inanmadıkları şeyleri söylemek zorunda kalırlar. Siyaseten doğruculuk denen olgu, bana kalırsa, ifade özgürlüğünün önündeki engellerden biridir. Kişileri inanmadıkları şeyleri söylemeye ve otosansüre götürür.

O videonun aynısı daha önce İsveç’te çekilmişti. İsveçli vatandaşlar kendilerini ırkçı, vicdansız, bencil veya İslamofob olarak yaftalamasınlar diye, yine siyaseten doğru olanı söyleme gerekliliğinden, “elbette evime mülteci alırdım” diyor, muhabirin hemen çağırıverdiği Ortadoğulu mülteciyi gördüğündeyse çeşitli bahanelerle şu an alamayacaklarını söylüyorlardı. Olay Anadolu insanına özgü değil demek ki.

Vallahi ben evime mülteci almam. Varsın ırkçı desinler, ne derlerse desinler. Yahu elin adamının evimde işi ne? Ev benim dört duvarım. Benim özelim. Dünya’dan koparabildiğim yegâne alan ve ben o alana, yanı başıma kimseyi sokmak zorunda olmadığım gibi, hele hiç tanımadığım birisini sokmak zorunda hiç değilim. Irkçı demesinler diye böyle bir ödün vermek zorunda değilim.

Sözde demokrasi ve ifade özgürlüğü var ama Türk olsun İsveçli olsun kimse gerçek görüşünü söyleyemiyor. E ne anladım ben bu işten? Keşke insanlar politik olmayı bıraksalar, bir de baskı altında hissetmeseler ve kendilerine mikrofon uzatıldığında “evime mülteci filan almam” diyebilselerdi. Ve tüm diğer konularda rahat konuşabilselerdi. Şahsen, duymak istediklerimin söylenmesindense dürüstlüğü tercih ederim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder