7 Şubat 2019 Perşembe

Bilgisayar Oyunları

Buralarda pek konuşmuyoruz ama bilgisayar oyunları hayatın bir gerçeği. Geçen akşam Starcraft’in artık ücretsiz oynanabildiğini duydum. İndirip kurdum. Lise sondan beri nasıl oynandığını biliyordum ama hiçbir zaman gerçek bir "gamer" olmadığımı acı bir yenilgiyle hatırladım. Daha ben savunma hattımı kuramadan adam darmaduman etti tüm üslerimi. Bir başkasıyla oynadım. Bir başkasıyla daha. Sonuç hüsran.

İlkokul ikinci sınıftayken Commodore 64 almıştı babam. O zaman kimseler bilgisayar nedir bilmezdi. Oyunları severdik tabi ama basic dili ile küçük programlar yazmanın tadını da çocuk yaşta almıştık abimle. İlkokul beşinci sınıftayken bir çocuğa göre programlama (kodlama da diyorlar) konusunda epey iyiydim. İstanbul’a gittiğimde Zafer Amcam’la kitapçıya gidip Turbo Pascal kitabı almıştık. PC ile program yazabilmek için. Orta son-Lise 1 yılları Pascal’ın görsel hâli, daha doğrusu Windows tabanlı hâli olan Delphi ile uğraşmaya başladığım dönem oldu. Yirmi yaşımda ise kodlama işini temelli bıraktım.

Yirmi yaşıma kadar tek kitap okumayıp birdenbire okumaya başlamam, kısmen de olsa, kodlamayı bırakmamdan oluşan boşlukla ilgili olabilir. En çok felsefeye merak duydum; çünkü kodlama da, dışarıdan anlaşılmaz, kendi evrenini, kendi dünyanı yarattığın bir sanattır. Kuramsaldır bir bakıma. Buna felsefe ve bilim yakın durur dursa dursa.

Bugün düşündüm de, evet, ilk kez kitap aldığımda 19-20 yaşındaydım; ama küçüklüğümden beri alıp okuduğum bilgisayar dergilerinin haddi hesabı yok. Hepsini, satır satır okurdum. PCWorld, PCMagazine, Chip, GameShow(efsane) filan. Demek ki okuma alışkanlığım aslında hep varmış da türü başkaymış yalnızca.

Oyunlara dönecek olursak, ben yıllardır oyun piyasasının geldiği durumdan hoşnutsuzum. Tüm oyunları elinde silah, kendin dışındaki her şeyi hedef olarak gördüğün first-person shooter diye tabir edilen tarzda yapıyorlar. Sevmiyorum bunları. Gerilimi de sevmiyorum. Ben bulmaca çözmeyi seviyorum oyunlarda. Bilen bilir, 1996’da Gabriel Knight 2 çıkmıştı. İlk video çekimli oyunlardan. Film gibi. Hani konuşacağın kişiye tıklatıyorsun, ne diyeceğini seçiyorsun. Anahtarı seçtikten sonra arabaya götürüp tıklatıyorsun. Adım adım tüm sırları çözerek ilerliyorsun. Meğer bunlara “point-and-click adventure” deniyormuş.

Bu hasretimden ötürü Full Throttle, Syberia ve Gabriel Knight 3’ü indirdim. Çocukken yarım yamalak İngilizcem yetmezdi bunları oynamaya. Şimdi tadını çıkartacağım. Ama benden oyuncu olmaz. Bunu da biliyorum. Yapıp yapabileceğim, arada başına oturup bir saatimi ayırıp bir bölüm geçmek, o kadar.

Belki daha sonra Monkey Island serisine bile başlarım 😊 Yaşasın “seç-ve-tıklat(?)” macera oyunları! Yaşasın '90'lar!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder