13 Ocak 2019 Pazar

Thomas Bernhard ve Otobiyografi

Thomas Bernhard’ın otobiyografik beşlemesine başladım. Beşlemenin ilk kitabı Neden’i bitirdim. İnsanların yazdıklarına kendilerinden bir şeyler katmasını, dünyanın kendilerine nasıl göründüğünü anlatmalarını, hatta ailelerini, çocukluklarını, ilişkilerini yazmalarını severim. Yapmacık bir tevazuya bürünenlerdense “ben” diyebileni, birinci tekil şahısla konuşanı severim. Bernhard’ın Don, Bitik Adam ve Yürümek-Evet kitaplarını okumuştum. En sevdiğim ise Neden oldu. Neden? Çünkü adam çocukluğunu olduğu gibi ve öylesine güzel anlatıyor ki, insanı cezbeden o magazinsel içerik, üslup ustalığıyla da birleşince tadından yenmiyor. Bayıldım.

Bernhard elli sekiz yıllık yaşamında öz babasını hiç tanımamış. Büyükbabalarından birisi epey ilgilenmiş onunla neyse ki. Yine de, gerek içine doğduğu aileden kaynaklı sorunlar, gerek doğuştan getirdiği eleştirel tutum, gerekse de aşırı disiplinli okul eğitimi onu her şeyden nefret etmeye sevk etmiş görünüyor. Okuldan, kiliseden, Nazilerden, Katoliklerden, Salzburg’dan, Viyana’dan, Avusturya’dan ve Avusturya halkından duyduğu tiksintiyi öylesine güzel anlatıyor ki, Avusturya’yı kötülediği gerekçesiyle yaşarken pek sevilmeyen, hatta bir gün yaşlı bir kadının şemsiyeyle kendisini dövmeye kalktığı bu ters adam, anlatı sanatındaki ustalığı ve dili kullanma becerisiyle Avusturya’dan çıkmış en büyük yazarlardan birisi sayılmış. O kadar ki, adam Salzburg hakkında onca kötü söz söylerken bende Salzburg’u gidip görme isteği uyandırdı mesela. Demek ki bu "hain" aslında iyilik yapmış ülkesine.

Bunca nefret ve karamsarlığa karşın bu adamın YouTube’da izlediğim kimi videolarında güleryüzlü olduğunu hatırlıyorum. Dışarıdan neşeli birisi olduğu gözlenirmiş diye de okumuştum. Buna da hiç şaşırmadım. Sonuçta hayatla mücadele edebilmek için güçlü olman gerekir ve hiçbir duygu sabitlenemez. 7/24 karamsar olunması imkânsız olduğu gibi, sürekli gülmek de mümkün değil. Dış görünüşe aldanmamak lazım. Muhtemelen, çocukluğundan itibaren yaşadığı ve onu rahatsız eden ne varsa içinde tutup yenmeye çalışıyor, yazı masasına oturduğundaysa içindekileri -tabiri caizse- kusuyordu. 

Bir yerde “her şey yolunda gidiyormuş gibi davranmaya bir gün son vereceğimden emindim” mealinde bir cümlesi var. Anladığım kadarıyla o gün hiç gelmemiş. Her şey yolunda gidiyormuş gibi gülümsemeye devam etmekle birlikte, yolunda gitmediğinden yakındıklarını da kağıda dökmüş. Zaten, bence, başka türlü yaşayabilmesi de olanaksızdı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder