22 Ocak 2019 Salı

Poşet, Bez Çanta ve Kitaplar

Dün gece e-kitap okuyucumda yakın zamanda okuma ihtimalim olmayan kitapları ayıkladım. Önümüzdeki dönemde felsefe adına Gadamer’in Hakikat ve Yöntem’ini ve Derrida’nın Gramatoloji’sini çalışacağım sadece. Elimde Derrida ve Gadamer üzerine başka birkaç kitap daha var. Onun dışında Nietzsche’nin henüz okumadığım birkaç kitabı ve Spinoza’nın Teoloji-Politiği bir de. Eagleton kitaplarını, Arendt’i filan sildim.

Edebî kitaplarda ise okumayacağımı bildiğim kitapları ayıkladım. Bernhard’ın tüm kitaplarını okuyacağım. Tezer Özlüleri de öyle. Bilge Karasu’ya elim gitmiyor. Vardır bir bildiğim zira içgüdülerim beni pek yanıltmaz. Tahsin Yücel okumak istiyorum. Çekiyor beni. Şu saatten sonra açıp da 500 sayfalık bir polisiye ya da tarihsel roman okumayacağımı biliyorum. Artık yalnızca sevdiğim, istediğim kitapları okuyacağım. 2019 kararımdı bu. Felsefe konusunda Gadamer ve Derrida, edebiyatta ise -otobiyografi ağırlıklı olmak üzere- Alman, Rus, Fransız ve Türk yazarlar. Yunus Emre Divanı’nı, İnci Aral’ı, Ahmet Ümit’i ve Sabahattin Alileri ayıkladım. Olur da içimden okumak gelirse tek tek ekleyiveririm. Artık yok öyle önüme okunacak tonla kitap yığmak.

Selçuk Altun yüzünden, çok sevmediğim hâlde Paul Auster okumaya heveslendim. Yalnızlığın Keşfi, Kırmızı Defter ve Timbuktu’yu okumuştum. Üç kitap da pek hitap etmedi bana. Bernhard nereeeee, Auster nere. Yine de New York Üçlemesi'ni ve Leviathan’ı okuyasım geldi Altun yüzünden; ama en doğrusunu yaparak tek bir kitabını attım cihaza: Cebi Delik; çünkü otobiyografik. Kendi hayatını anlatanları seviyorum ben. Zorlama kurguları değil.

Bugün 13.20’de diş hekimiyle randevum vardı. Aslında ağrı sızı yok ama sol üst arka diş etimde, yemeği çok çiğnemem gerektiğinde, mesela et yediğimde 2-3 gün süren bir sızı oluyordu. Durduk yere değil de sadece yerken. Sonra geçiyordu. Dedim bi'baktırayım. Nitekim ufak bir çürük varmış. Hemen oydu ve oluşan boşluğu dolguladı -sağolsun.

Şehiriçi dolmuşuyla merkez ışıklarda inip aşağıya yürümeye başlamışken bir kalabalık gördüm. Önce arbede zannettim. Uzaktan kavga edenler ve onları ayırmaya çalışanlar var gibi duruyordu -yahut kavga eden iki büyük grup. Onbeş metre kadar ilerleyince bedavaya bir şey dağıtıldığını fark ettim. Kavga filan değildi. Merak ederek izdihama dahil oldum. Ama nasıl bir mücadele! Altın mı dağıtıyorlardı yoksa? Tam hedefime ulaşacakken iki teyze beni omuz darbesiyle ekarte etti. Hırslandım. O bedava şey neyse ben de istiyordum! Kalabalığı yararak nihayet masaya vardığımda, belediyenin bez çanta dağıttığını gördüm. Böyle uzun saplı, yüksek olanlardan. Hemen bir tane aldım. Zabıtanın "herkes bir tane alsın! İki tane almayın!" bağırışları arasında olay mahallini terk ettim.

Çok mutluyum. Böyle küçük şeyler beni bir hafta mutlu edebilir. Nihayet ilk kez poşetsiz alışveriş yapıp, omzumda bez çantam, yüzümde gülümsememle evin yolunu tuttum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder