28 Ocak 2019 Pazartesi

Değişiyoruz

Kendimizdeki kimi değişimlerin farkında olmak güzel şey. Buralardaki bir süpermarketin kapısı aylarca yapılmamıştı. Marketten çıkan müşterinin kapıyı sonuna kadar çekmesi gerekiyordu. Market çalışanları bazen, kapıyı açık bırakan müşterinin arkasından öfleyip pöflüyor, sonra gidip kapıyı kapatıyordu. Yirmi sekiz yaşındaydım galiba. Çok düşünceliyim ya, her seferinde, ellerim yüklü olmasına rağmen o kapıyı itinayla kapatmayı ihmâl etmezdim. Duyarlı vatandaş Tamer.

Geçen gün başka bir yerde aynı duruma rastladım. Bu kez kapıyı kapatmadım. Çünkü umrumda değil artık. Orada dükkan ya da süpermarket açmışsan, kişisel olur kurumsal olur, o kapıyı bi’zahmet yaptıracaksın kardeşim. Vatandaştan duyarlılık bekliyorsan önce o duyarlılığı senin göstermen, sorumluluğunu başkalarına devretmemen gerekir. Varsın kapı açık kalsın. Çıkıp giderim.

Daha da eskilere bakınca (büyüklerim kusuruma bakmasın, eskiler dediğim on, bilemedin onbeş sene öncesi ve sizler için o kadar eski olmadığını biliyorum) her konuda çok daha duyarlıymışım. Kavga eden iki kişi görürsem etkilenir, üzülürdüm. Kalbim daha hızlı çarpmaya başlar, hatta mümkünse kavgayı ayırırdım. Geçenlerde bir kavgaya tanık oldum ve -kızmayın ama- resmen çekirdek çitleyerek izleyesim geldi. Çok komik geldi koskoca iki adamın yerde debelenmesi. “Benden sonra tufan” ruh hâliyle, tamamen sakin, kalbim yavaş yavaş atmaya devam etti. Reziller.

Arasıra çenem düşer. Bunu eskiye göre çok daha iyi kontrol ediyorum yine de. Daha az konuşuyorum. Bazen günlerce konuşmuyorum. Kimi zaman, karşımdaki dinlemeye hevesli oluyor hakikaten. O zaman şevkle anlatıyorum; ama sorduğu sorunun cevabını dinlemeyen insanlar da yok değil. Hemen kesiyorum anlatmayı. Derste de aynı. Ders işlerken aralara anekdot koymayı severim. Bu talep bazen öğrencilerden de gelir. Bakıyorum ki bu suiistimal edilecek; yani anlatmam talep edilmesine rağmen anlatmaya başladığım anda dinlemeyip başka şeylerle ilgilenecekler, derhâl kesiyorum anlatmayı ve ders konusuna dönüyorum. İlgi duymayan bir kitleye “n’olur beni dinleyin!” dercesine, ısrarla bir şeyler anlatmak anlamsız.

Son olarak, önceden başkaları adına utanırdım. Başkası toplum önünde küçük düştüğünde, dili sürçtüğünde ya da hata yaptığında, veya bile isteye kendisini rezil ettiğinde sanki ben rezil olmuşum gibi kızarıp bozarırdım. Son yıllarda o duyguyu yitirdim. Başkaları kendilerini rezil ediyorsa ediyor. Hiç utanıp sıkılmıyorum. 

Eleştirmek de istemiyorum çünkü birilerinin dilinin sürçmesini, hata yapmasını, başarısız olmasını filan yakalayacağım diye tetikte beklemeyi çoktandır marifet saymıyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder