20 Ocak 2019 Pazar

Çok Okumak Marifet Değil

Selçuk Altun’un Yalnızlık Gittiğin Yoldan Gelir adlı kitabını Ankara’da öğrencilik zamanlarımdan beri bilirim. Ne var ki merak edip okumamıştım. İsmiyle sıradan bir aşk hikayesini çağrıştırmıştı bana. Yıllar sonra, Thomas Bernhard okumalarıma dair geçenlerde yazdığım değiniye Serdar’ın yaptığı yorum üzerine Selçuk Altun’un romanını merak ettim ve bugün başlayıp yarıladım.

Kitap için Selçuk Altun’un "kitabografisi" diyebilirim. O güne dek okuduğu tüm yazarların adını anıyor neredeyse. 200 sayfalık roman adeta bir edebiyat ansiklopedisi. Hani canınız sıkılsa ve yeni bir yazar keşfetmek isteseniz, açın romanı orta yerinden, emin olun en az iki ismin zikredildiğini görürsünüz. Yazarların yanı sıra çok sayıda ressam ve müzisyenin, hatta New York’taki, Hollanda’daki, İsviçre’deki kitapçıların, sahafların, kütüphanelerin ve müzelerin ismi durmaksızın zikrediliyor. Çok ilginç. İlk kez böyle bir kitaba rastlıyorum. Sevdim mi? İçerik olarak evet, olay örgüsü olarak ise eh işte. Biraz fazla isim yığmış doğrusu.

Selçuk Altun o kadar çok okumuş ki, okudukları dışında bahsetmeye değer bir şey yaşamamış gibi duruyor neredeyse. Kitabı kitaplar üzerine yani. Öyle birisi olamazdım. Yazılmış tüm kitapları okumak asla mümkün değil ve ömür kısıtlıyken seçici olmak zorunlu. Bir de, sürekli okumak tuhaf bir şekilde köreltici olabiliyor. Yazmak lazım. Artık not mu tutarsın, günlük mü, yoksa öykü mü yazarsın bilmiyorum. Ama hiç yazmaksızın sürekli okumakta tarifi zor bir sıkıntı var. Schopenhauer bir yerde fazla okumanın zararlarından söz ediyordu. (Buna bir ara bakayım.)

Entelektüellik sırf alımlamaktan ibaret olmamalı. Sürekli okuyor, film izliyor, müze ve sanat galerisi geziyor, konserlere gidiyor, tiyatroya gidiyor, evde müzik dinliyorsan, tamam, güzel de, tüm bu etkinliklerde yalnızca alımlayıcı konumdasın. Üreten hep başkaları. Hep tüketiyoruz. Etkin olmamız gerekmiyor fakat sürekli alıyor, yalnızca bakıyor ve dinliyoruz.

Entelektüel gıdalarla beslenmek kadar, hiç değilse arasıra üretmek de gerek. Yazmak, beste yapmak, entrüman çalmak, yabancı dil öğrenmek, bahçeye çiçek ekmek veya aklınıza ne gelirse artık... Arada bir bir şeyler yapmalı. Öteki türlü, bitimsiz bir veri akışına maruz kalmış hâlde, sentezlemeksizin, edilgin bir konumda sürekli alımlayıp duruyoruz ve tek başına bunun iyi bir şey olduğundan emin değilim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder