26 Ocak 2019 Cumartesi

Batı'dan Gelen Ne Varsa Kötüdür

“Batı’da insan yok. İnsan Hakları Batı’nın bir icadı”, “Kadın Hakları diye de bir şey yok. Bizde kul hakkı var” gibi söylemlere, hani Cemil Meriç’te, İsmet Özel’de filan görebileceğiniz bu kategorik Batı karşıtlığına bugünlerde Yusuf Kaplan’da rastlıyoruz. Cemil Meriç’in Bu Ülke’sini, İsmet Özel’inse Tahrir Vazifeleri’ni okumuştum. Küçük küçük beş tane kitap. Bu yazarlar üzerine makaleler de okudum elbet. Yusuf Kaplan’ı televizyonda görünce dinledim biraz. Kitabı varsa da alıp okumam; zira bu zihniyetteki kişilerin ne diyeceklerini kestirebiliyorum. Üzgünüm ama boş. Yalnızca Batı’ya karşıt olmak üzerinden kendini kuran bir söylem. Batı olmasa, konuşacak bir şeyleri kalmayacak. 

Karşıtlık derken ifadeyi yumuşatıyorum. Yaptıkları apaçık bir düşmanlık. Cemil Meriç Batı için, Avrupa için “düşman bir medeniyet” der. Batılı’nın yaptığını, Doğu’yu mistik, farklı, irrasyonel bir Öteki olarak görmeyi oryantalizm olarak itham ederler etmesine ama Yusuf Kaplan gibi yazarların söyledikleri de, süslü sözlerle bezeli bir oksidentalizmden fazlası değil. Eleştirdikleri tavrın bir benzerini takınmaları bir yana, eleştirdikleri medeniyetin üstün yönlerine karşı da nefret duyuyorlar. Klasik müzik? Bizim değildir. Roman sanatı? Bizim değildir. Bizde sözlü kültür vardır. Resim? Heykel? Canlıların resmedilmesi hoş karşılanmaz. Bizde hat, ebru, bezeme vs. vardır. Olimpiyatlar? Yunan icadıdır. E peki askerî mağlubiyetlerimiz? Ha onlar özümüzden koptuğumuz için yaşanmıştır. Özümüze dönseydik, hiç batılılaşmasaydık o mağlubiyetler yaşanmayacaktı.

Kabaca özetliyorum ama emin olun dünya görüşleri genel hatlarıyla böyle. Son derece zayıf ve bir alternatif üretmekten uzak, sabahtan akşama “Batı-Batı-Batı!” diye diye baş ağrıtan, kendisine bir karşıt varsayıp varoluşunu ona karşıt olmak üzerinden kuran, dolayısıyla tam da karşıt olduğu şeye göbekten bağlı, sıkıntılı bir yineleyişler bütünü.

Esasında tarım toplumuna, o çoktan tarihe karışmış feodaliteye özlem duyduklarını düşünüyorum. Yitik bir cennete duyulan nostalji. “Kadın-erkek eşitliği projesine bir son verilmeli!” derken, duydukları rahatsızlık geleneksel tarım toplumunun çoktan çökmüş olmasından, geleneksel rollerin geride kalmış olmasından kaynaklı. Televizyonda “tanımlamazsanız, tanımlanırsınız” deyip diyordu elli sefer. Dünya’yı Batı’nın değil, kendi tanımlarımızla, kendi kavramlarımızla anlamlandırmalıymışız. Çizdiği çerçeveyi anlıyorum ama çerçevenin içine bir türlü geçilemiyor, hep boş kalıyor içerisi.

Kurdukları bu Doğu-Batı karşıtlığı pek gerçekçi değil. Bir kere hayat o denli siyah-beyaz değil. Yaptığımız tanımlar hatalı olabiliyor. Gri alanlar var. İkincisi, daha ziyade kentleşme, modernleşme, dolayısıyla feodalitenin -her ne kadar tortuları hâlâ varlığını hissettirse de- sonlanmış olması, tarım toplumunun sona ermiş olması ve toplumumuzun bunu kabullenmekte zorlanması söz konusu diye düşünüyorum.

Yani olay, masum doğuya karşı kötü kalpli batı ikiliğinden başka bir şey.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder