2 Aralık 2018 Pazar

Hassasiyetlerde Son Nokta: Görüşçülük

90'ların ikinci yarısında internet yaygınlaşırken okuduklarımdan hatırlıyorum: Artık bilgiye erişimin yanısıra farklı görüşlere erişim de mümkündü. Herkes birbiriyle iletişim kuracak ve birbirinin ne düşündüğünü öğrenecekti. İnternet, tam da postmodernizmin öngörülerine uygun bir şekilde, bir "kanaatler çoğulluğu" ile sonuçlanacaktı. Kanaatler çoğulluğunda farklılıklarla karşılaşmaya alışacak, böylelikle daha hoşgörülü olacak, kendimiz gibi olmayanlarla, farklı tercihlere sahip olanlarla empati kuracak, onları anlayacaktık.

Sonuç tam bir fiyasko. Tam aksine, insanlar görüş paylaşmaz oldu. Instagram zaten sırf görsel. Twitter’da görüş paylaşanlar rumuz kullanıyor -kendi adlarını değil. Hoş, görüşler de çoğunlukla epey yüzeysel. Televizyon izlemediği için övünmesin kimse; zira artık sosyal ağlar kalitesizlikte televizyon ile yarışıyor. Facebook şiir-çiçek-böcek ve yemek-bebek-düğün üçlülerine hapsolmuş durumda. Hani farklı kanaatler? Hani fikirler? Pek az. Kanaatlerini paylaşanlar var ama onlar da arkadaş listeleri oluşturmuş, kendisi gibi olmadığını bildiği kişilerden esirgiyor görüşlerini. Bu kapalı çemberler hem bir onaylama-onaylanma döngüsü yaratıyor, hem de muhbirlere karşı güvenli bir ortam sağlıyor. Evet, muhbirlere karşı; çünkü maalesef çevrenizdeki, hiç beklemeyeceğiniz birisi bile sizi bir görüşünüzden ötürü bir yerlere şikayet edebiliyor.

İlginç bir örnek geliyor aklıma. Portekiz’de fotoğraf paylaşırken birisi takibe başlamıştı. Kendisi hiçbir konuda görüş beyan etmeyen birisiydi. Doğasever. Çiçek-böcek fotoğrafları filan. Yargılamıyorum. Tercih meselesi. Portekiz’deki müze ve sanat galerilerinden yaptığım paylaşımlar ilgisini çekmiş. Tabi benim için görsellik bir yere kadar. Çeşitli konularda görüşlerimi yazmadan duramam. Biliyorsunuz, hiç değilse haftada bir dökerim içimi. Bunun üzerine takipten çıkacağını söyledi. Kusura bakmayaymışım. Olabilir, buna bir itirazım yok; yalnız, fikir yazılarından rahatsız olduğunu söyleyince tuhaf karşıladım. Nasıl yani? Görüşlerimi beyan ederken hakaretamiz ifadeler kullanmıyorum ki zaten? Olsun, rahatsız oluyormuş. Hep fotoğraf paylaşacağımı zannettiği için takip etmiş. Peki, güle güle.

Sanıyorum postmodernliğin getirdiği kimlik politikalarından doğan cinsiyetçilik, homofobi, İslamofobi, ırkçılık, mezhepçilik, türcülük vb. hassasiyetlerin daha ileri bir aşamasına geçmek üzereyiz. Bu yeni hassasiyete “görüşçülük” diyebilirim. Yani, hayvansal gıda tükettiğin için seni türcülükle itham edenler, belki de giderek, “belirli bir görüşü beyan ederek o görüşü benimsemeyenleri dışlamış, ötekileştirmiş oluyorsun” demeye başlayacak. "Görüş beyan ederek beni kırıyor, incitiyorsun." "Bu yaptığın resmen görüşçülük!" vb.

Bu aşırı hassasiyetler en sonunda görüş beyanından bile rahatsız olmaya vardı ve bu yüzden insanlar ya suskunluğa gömülüyor, ya rol yapıyor ya da çiçek-şiir-düğün görselleriyle, düşüncesiz, sözsüz, içeriksiz içeriklere, salt görsele ve biçime indirgiyor hayatı. Bu durumdan hoşnutsuzum.