27 Kasım 2018 Salı

Bireyselleşme ve Beslenme

Konsere gitmeyi sevmiyorum. Sırf daha fazla insan sığacak diye insanları ayakta dikiyorlar. Belim tutuluyor o kadar uzun süre ayakta durunca. Onca insanın arasında rahat edemiyorum. Müziği kulaklıkla dinlemeyi tercih ederim. Çoğunlukla yürürken -bazense evde, televizyon hoparlöründen. Sinemaya hiç gitmem. Filmi evde, dilediğim zaman, rahat giysilerle, dilediğimi yiyip içerken izlemekten haz alıyorum. Etrafımda tonla insan varken film izleme fikri hiç cazip gelmiyor.

Sokak partileri, yılbaşı kutlamaları, çığlık çığlığa eğlenen insanlar! Televizyonda izlemesi güzel ama o ortamları sevmiyorum. Zaten yılbaşı mı kaldı? Terör ve taciz olayları yüzünden insanlar kalabalık ortamlara girmeyi bıraktı. 2016’ya girerken İstanbul bile ıssızdı. 2019’a girerken durum değişir mi? Bilmiyorum.

Tek başına yemek yiyemediğini söyleyenler var. İçinden o masaya oturmak gelmiyormuş. Ben tek başıma yemek yemeyi severim. Küçük balıkları hep tek yerim çünkü onları elimle yiyorum ve dışarıda o şekilde görünmek istemem. Kendi yemeğini kendin yapmak gibisi yoktur. Hiç değilse koyduğun yağı ve tuzu bilirsin. Kafelerde oturmayalı uzun zaman oldu. Mecbur kalmadıkça gitmem. Kendi çayımı kahvemi kendim yaparım. Haftada bir, porselen demlikte 42 numaralı Tirebolu çayımı demler, akşamları bakır cezvemde Türk kahvesi pişirir, haftasonu sabahları kitap okurken filtre kahve yaparım. Tansu Hoca vermişti, kakule de koyuyorum nadiren. Kafelerde üçüncü kalite, metalik ve beklemiş çayımsıyı içeceğime, çok canım isterse, nadir de olsa dışarıda simit alıp çay ocağına oturuyor, lezzet alıyorum hiç değilse.

Koşmayı, yüzmeyi ve yürümeyi neden sevdiğimi de buldum. Çünkü bunlar bireysel sporlar. Futbol oynamak için başkalarına muhtaçsın. Bir-iki kişi yan çizse takım kurmak zorlaşır. Oysa kendi başına çıkıp koşabilirsin. Kitap okumayı da bireysel bir uğraş olduğu için seviyorum. Kitapla senin arana kimse girmiyor. Öğrenciyken grup çalışmalarını hiç sevmezdim. Kendi başıma çalışmaya bayılırdım. Kaldı ki, grup ödevlerinde sorumluluk hep bir-iki kişiye yığılırdı. Hiç sevmem.

Film, müzik, spor, yemek ve aklınıza ne gelirse tüm işlerde bireyselleşmeyi seviyorum. Yaşasın bireyselleşme, varolsun kendine yeterlik ve teşekkürler teknoloji! Aslında çoğunluk ben gibi bence. İnsanlar ilk fırsatta araba almak istiyor ki böylelikle toplu taşımada başkalarıyla bir arada durma zulmünden kurtulsunlar. Sartre gibi “cehennem başkalarıdır” demeyeceğim. Bu ifade mübalağalı; ama bireyselleşmenin iyi bir şey olduğunu söyleyebilirim.

İki aydır çok daha iyi besleniyorum. Sebze yemezdim pek. Artık her hafta pazardan kabak, havuç, pırasa, karnabahar, brokoli ve patlıcan gibi sebzeler alıyor, kapaklı borcamda karışık sebze yemeği yapıyor, üzerinde zeytinyağı gezdirip afiyetle yiyorum. Eskiden salata yapmaya üşenirdim. Üşenmiyorum artık. İnce ince doğruyorum tüm bileşenleri. Yiyeceğim kadarına limon sıkıp zeytinyağı döküyor, kalanını dolaba kaldırıyorum ki ertesi gün yiyebileyim. Çok güzel bıçaklarım var. Ciddiye alıyorum bu işi. Çop-çop-çop-çop! Takım elbiseyle giresim geliyor mutfağa.

Haftada bir, bazen iki kez balık yerdim zaten. O alışkanlığımı sürdürüyorum. Yine kapaklı borcamda. Canım borcamım. Kapaklı olunca yemek sıçramıyor fırının içine. Temizlik derdi yok. Kapağına kurban. Balığın arasına birkaç defne yaprağı koyuyor, azıcık karabiber serpiyor, zemine havuç olur, kabak olur, canım ne isterse ondan doğruyorum. Jülyen şeklinde. Tereyağı koyuyorum bir parça ki lezzet versin. Tereyağımla zeytinyağımı güvendiğim yerlerden alıyorum. Ayçiçek yağı da var ama onu anca’salça hava alıp küflenmesin diye koruyucu olarak kullanıyorum.

Günlük süt alıyorum artık. Çiğ süt alıp kendi yoğurdumu yapmayı deneyeceğim. Ona nedense hâlâ motive olamadım. Yine de hayatıma bakliyat, tavuk, pilav, makarna, kırmızı et ve balığın yanısıra sebze çeşitleri ve salatayı katmış olmam, evet, insanlık için belki küçük, ama benim için büyük bir adım oldu.

Dolapta her zaman meyva oluyor. Ekmek yememe inadımdan vazgeçtim. Tam tahıllı buğday ekmeği alıyorum. Yoğun ve lezzetli. Bir dilimden bir şey olmaz. Hem zeytinyağına banmak güzel oluyor. Günde küçük bir kâse badem, kaju, fındık, ceviz ve kuru kayısı yeme alışkanlığı da geliştirdim. Forza sağlıklı yaşam!

Bunları neden anlattım? Çünkü son bir aydır belleğim güçlendi. Yapılacak işleri unutmaz oldum. Not tutmama gerek kalmıyor. Okulda ve evde dikkatimi daha uzun süre odaklayabiliyorum. Okuma performansım arttı. Şam şeytanı gibi, cin gibi dolaşıyorum ortalıkta. Bunda mışıl mışıl uyuyor olmamın da katkısı büyük muhakkak; ama dengeli beslenmenin olumlu etkisini hissediyorum. Bellek güçlendi, kafam daha iyi çalışıyor. Teşekkürler sevgili sebze ve yemişler. İyi ki varsınız. 

Kendimi daha da geliştireceğim. Böyle devam edersem saçlarım bile siyahlar belki 😊