29 Eylül 2018 Cumartesi

Lozan Antlaşması ve Yeraltı Zenginliklerimiz

2023’te Lozan Antlaşması yüz yılını dolduracağı için Türkiye’de şu ana kadar varlığı gizli tutulan madenleri çıkartma hakkı doğacakmış. Bu şehir efsanesine ve kimi türevlerine birkaç sefer rastlamıştım; ancak bugün dolmuş şoförü bahsedince ne denli yaygın olduğunu fark ettim. Beş sene sonra petrol ve doğalgazı çıkartınca köşeyi dönecekmişiz. O zaman Dünya görecekmiş gününü. “Peki böylesine önemli bir bilgi neden -mesela- CNNTürk’te bir kez olsun geçmedi?” diye sorduğumda, bunun son derece gizli bir bilgi olduğunu, televizyonda duymamın mümkün olmadığını söyledi şoför abi. Madem böylesine gizli bir bilgi veya bir devlet sırrı, nasıl oluyor da kendisi biliyor, onu düşünmemiş olsa gerek. “Ben inanmıyorum öyle bir şeye” demekle yetindim.

Bence bu bir gariban avuntusu. Umut fakirin ekmeği derler ya hani, gelecekte şöyle olacak, böyle olacak diye hayaller kurmayı seviyoruz. Aslına bakarsanız, ülkemize özgü bir durum değil. Herkes hayaller kurmak, müreffeh ve mutlu bir gelecek düşlemek ister. Bize özgü olan bunun işleyişindeki mantık: Üreteceğiz, çalışacağız, gayret edeceğiz, ihracatı arttıracağız, nitelikli eleman yetiştireceğiz, sanayi ve tarımda büyük hamleler gerçekleştirecek, ar-ge çalışmalarına ağırlık vereceğiz gibi bir gelecek tasavvurundan ziyade, “madenler varmış, onları çıkartınca zenginiz” tarzında, hazıra konmacı, köşeyi dönmeci, piyangovari bir beklenti içerisindeyiz. 

Bireysel bazda da durum aynı. “Niye üreteyim abi? Fabrika kurup işçiyle uğraşacağıma rezidans inşa eder kira gelirleriyle geçinirim” mantığı yaygın. “Bizim x kazasının y noktasından yol geçecekmiş, köşe olduk!” sevinci vardır bir de. Talih kuşunun bir gün bizim de başımıza konacağına dair bir umut. Her ne olacaksa durduk yere olacak. Ortada bir emek yok. Araziden yol geçecek, köprü yapılınca civar araziler değerlenecek, sözleşmenin miadı dolunca madenler çıkartılacak vb. Adamın sermayesi varsa, gidip de fabrika kurarak risk almak yerine faize yatırıyor mesela. “Yahu” diyor, paradan para kazanmak varken ne diye üretimle risk alayım? Ne diye dertsiz başıma dert açayım. 

Doğalgaz ve petrolde dışa bağımlıyız. O yüzden başka kalemlerde üretimin artması, kendimize yeterli bir ülke hâline gelmemiz ve Dünya’ya ihraç edebilecek ürünler geliştirmemiz şart. Domatesle olmuyor tabi. Adam küçücük bir iPhone ile kasalarca domatesten yapamayacağın kârı elde ediyor. Hatta yazılımlarla, elle tutulamayan sanal kimi ürünlerle, Facebook'la, Google'la bir ülke ekonomisinden bile büyük olabiliyor. Bizde gördüğüm kadarıyla hayaller Suudi Arabistan misali zenginliği hazır bulmak, ona "konmak." Sonuçta, yeterince petrolün varsa bir şey üretmene gerek kalmaz. Bastırır parayı ne gerekiyorsa dışarıdan getirtirsin ayağına.

Şoför abinin gözleri ışıldıyordu umuttan. O kadar ki, keşke yanılsam da ülkenin her yerinden petrol ve doğalgaz fışkırsa diye diledim içimden.