23 Eylül 2018 Pazar

Güçlü Olan Haklıdır

Dışarı çıktım. Dar bir sokaktan karşı kaldırıma geçerken bir araba benim için durdu. Sahalarda pek görmediğimiz hareketler. Hoşuma gitti tabi. Türkiye’de uygar insanlar da var sonuçta. Varlar ama onlara rahat verilmiyor. Şehiriçinde daracık bir sokak, tamam, arabalar girebiliyor ama zaten hız yapılabilecek bir yer değil. Karşıya geçeyim diye adamcağız -toplasanız bir saniye kadar- bekliyor ve o salisede ortalığı çınlatan “DA-DA-DA-DA-DA-DAT!” sesleri... Bana yol veren aracın arkasındaki araç öfkelenmiş. İçinden, "sen ne hakla yayaya yol vererek benim bir saniyemi çalarsın?” diye geçiriyor olsa gerek. Rahat bırakmıyor önündeki sürücüyü. Nazik sürücü, garibim, pişman olmuştur benim için bir saniye beklediğine. 

Hayır, bir an önce hedefine varıp ne yapacak acaba? Akşam saatinde işten mi dönüyorsun, eve mi gidiyorsun bilmiyorum ama, bilimsel bir buluş filan mı koyacaksın ortaya? Ne bu acele? Savaş mı çıktı? Ambulans da değil kullandığın. Nedir seni bu kadar panikleten? O kadar hırsla, daracık sokakta kornaya art arda kırk kere basacak kadar ne için acelen olabilir ki?

Ama uyarmamak lazım. Hiçbir şey dememeli. Çünkü daha uygar olanlar sindirildi. Daha azız. Çıkıp kibarca konuşmaya kalksan bıçak çekebilir. Haklı olan güçlü değil maalesef. Güçlülerin haklılığı ise kendinden menkûl. Trafikte konvoy da kurar, kural da ihlâl eder, düğünde havaya ateş açar ama yanlışlıkla balkonda oturan bir çocuğu vuracak olsa “kader kurbanıyım” deyip ağlamasını bilir. Havaî fişekle evlilik teklif edeyim derken orman yangınına sebebiyet verir, gökte yerde her yerde mangal yapar, devletten aldığı Evde Bakım Aylığı'na rağmen engelli oğlunu sokak ortasında döver, yanında bıçak taşır, belli ki bir bahaneyle kullanacak, saldırır, küfreder, bıçaklar, silah çeker, topuğa sıkar -hadi hiçbir şey yapamasa, en azından sinirden gözlerini pörtletmiş, kaşlarını çatmış hâlde kırk kere kornaya basar durur. Gücü neye yetiyorsa artık.

Ondan sonra zaten zayıf olan, zaten baskı altında olan ama vergisini veren, kimseye zarar vermeyen, ortalığa saldırmayan kendi hâlinde uygar kişiler, ağızlarıyla kuş da tutsalar, tevazudan yerlerde sürünse ve nezaketten kırılsalar da kimseye yaranamaz, bilakis, “halk olarak bizi hor gördünüz :( Pis elitler!“ diye suçlanırlar. 

Bal gibi hor görürüm kardeşim. Havaya öyle kafana göre silah sıkmayacaksın. Trafikte sinir hastası gibi elin kornada dolaşmayacaksın. Küçücük bir itirazda bile gurur yapıp, bağırıp çağırarak üstünlük kurma çabasına girmeyecek, durduk yere ortalığa saldırmayacak, asker uğurlaması adı altında terör estirmeyecek, arabanın egzozunu deldirip gök gürültüsü sesiyle yayaları ürkütmeyecek, kent kültürünün gerektirdiği en temel kurallara bi’zahmet uyacaksın. Bilakis asıl sen kendi anti-tezini, hiç değilse etrafa rahatsızlık vermeyen güzel insanları hor görüyorsun. 

Egemen kültür böyle: Güçlüysen haklısındır. Belinde silah olan adama en doğru sözü de etsen etkisi yok. Güçlü olmadıktan sonra haklı olmanın bir anlamı kalmıyor maalesef.