5 Temmuz 2018 Perşembe

Knausgaard ve Kavgam


Karl Ove Knausgaard’ın Kavgam’ının ilk cildini bitirdim. E-kitabını okuduğum için sayfa sayısını tam olarak bilmiyorum ama beş yüz sayfa vardır. Kimi zaman araya başka kitaplar soktum. Shakespeare’nin Soneler’ini okudum mesela. Cibran’ın Meczup’unu ve Seneca’nın Phaedra’sını filan. (Phaedra’yı bayıla bayıla okudum.)

Kavgam’a dönersek, kitabı İngilizcesinden okudum. Dilini beğendim. Böyle anlatıları seviyorum. Dil yalın ve duru olacak, olay örgüsü ise yüksek IQ gerektirecek kadar karmaşık olmayacak. İç dünyadan kopup gelen ifadelerden müteşekkil, dağınık, fragmanter denilen tarzdaki anlatıları hiç sevmem. Knausgaard öyle değil. Takip etmesi kolay.

Yalnız, her ama her ayrıntıyı anlatması kimi zaman sıkabiliyor insanı. Kahve yapacak diyelim, “mutfağa gittim. Su ısıtıcısına su koydum. Düğmesine bastım. Suyun kaynamasını bekledim. Fincana iki çay kaşığı granül kahve koydum. Isıtıcıdan fincana su döktüm” şeklinde, her adımı anlatıyor adam. Her şeyi. İyi tarafından bakarsak, bu ayrıntıları İngilizcem açısından yararlı buldum. İnsanın sözdağarcığı gelişiyor. Felsefe veya araştırma-inceleme okumak benim için daha kolay. Zor dedikleri kavramsal dilde zorlanmam; ama kevgirin İngilizcesini unuturum mesela. Böyle somut, gündelik şeyler daha zor gelir bana. Veya “wring” sözcüğünü düşünelim. Hani bir toz bezini ıslattıktan sonra kıvırarak sıkar ve suyundan arındırırız ya, işte o “kıvırıp sıkmak” anlamına geliyor “wring” sözcüğü. Ben böyle şeyleri unutuyorum. O yüzden bazı kitapları İngilizcesinden okumak iyi oluyor. Ya öğreniyor ya da hatırlıyorsun.

Knausgaard böyle gündelik işlere çok fazla yer ayırırken arada düşünsel kimi değerlendirmeler yapıyor. Oralara bayıldım. Baştan sona iç dünyasından ve düşüncelerinden bahsetseydi sıkardı. Bunlar hiç olmayınca da olmuyor tabi. Dengeyi iyi kurmuş. Yalnız çok hacimli ciltler. O yüzden ikinci cildi okur muyum bilmiyorum. Okusam bile bir süre erteleyeceğim kesin. Araya başka kitaplar koymam lazım. Hayat kısa.

Kavgam’dan herkes kendine göre bir şeyler çıkarabilir tabi. Benim dikkatimi İskandinavların enternasyonelliği çekti. Çoğu İskandinav ömrünün bir kısmını başka bir ülkede geçiriyor olsa gerek. İngiltere’de, İzlanda'da filan kalmış. İsveç'te yaşamış bir de. Unuttum kaç yıl olduğunu. "Sonra şuraya taşındık, burada iş buldum, oraya geçtim" vs.

Beyaz Zenciler ve Tavandaki Kukla’nın Norveçli yazarı Ingvar Ambjörnsen de Almanya’da yaşıyormuş, Hamburg’da.