20 Temmuz 2018 Cuma

Bedelli Askerlik Üzerine

Bu işin nihaî çözümü profesyonel ordu gerçi ama ona girmeyelim şimdi. Ben bedelli askerliğe karşıyım. Anti-militaristlerin ve vicdanî retçilerin tutumunu bir kenara koyarsak görünen şu: Ülkesini sevdiğini iddia eden, hepimizden çok vatan-millet vurgusu yapan kişiler de, askere gitmeyi açıkça istemediğini, emir-komuta zincirine dahil olmak istemediğini dillendirenler de bedelliden yararlanmak istiyor. "Bedelli çıksa da askere gitmesem" diye düşünenler tek bir kesim değil yani.

Ben askere gittim. Geçen sene de yazmıştım bunu galiba. Evet, en çok da silah bakımını severdim. AK-47’lerimizi her Cuma parçalarına ayırır, temizler, yağlar ve toplardık. İnşaat işinden bıkmıştım yalnız. İşi dalgaya vuruyordum artık: "Bu da bir altın bilezik", diyordum, belediyeye başvursam işe alırlar -hiç değilse parke dönüşor, harç karıyor, moloz taşıyorum.

İşin esprisi bir yana, güzel anılarım da oldu. Aynı koğuşta, Türkiye’nin dört bir yanından gelmiş, bambaşka eğitim düzeylerinden, bambaşka aile yapılarından gelmiş kişilerle bir arada kaldım. Zengin-yoksul, şuralı veya buralı fark etmiyordu: Aynı tabildottan aynı yemeği yiyor, aynı saatte kalkıyor, sırayla nöbet tutuyor, mıntıka temizliği yapıyorduk. Eşitlikse eşitlik. Bir nevi izci kampıydı benim için. Herkesin oflayıp puflayarak yaptığı sabah sporu benim en sevdiğim etkinlikti. Üstelik, inanın, çok disiplinli bir yere düşmüştüm. Cep telefonu bulundurmaktan askerî hapishaneye düşen vardı bizim koğuşta. Dokuz sene oldu. Telefon artık serbest galiba.

Şimdi, eminim, bedelli çıktığı için sevinen birçok kişi vardır arkadaş listemde. Gerek kendisi gerekse oğlu için. Yine de görüşümü ortaya koyayım: Ben bedelliye karşıyım. Birincisi, hayatın sana getirdiği her deneyimi kucaklamak, zorluklardan kaçmamak ve yaşantılarının sana katacaklarını göz önünde bulundurmak gerekir. Twitter’da “arkadaşlar ciddiyim. Askerde her gün duş alabiliyor muyuz?” diye soranlar var. Bu kadar da rahatına düşkünlük bana tuhaf geliyor. Jean-Paul Sartre geliyor aklıma. Dünya çapında bir entelektüel, bir filozof. Adam askerde düşmana esir düşmüştü. Bizimkiler “duş alabiliyo’z mu?” diye soruyor, yirmi sekiz gün nasıl geçecek diye hesap ediyor.

İyi ki askere gitmişim. Sırf askerden muaf tutulmak için para ödemek benim tercihim olmaz. Aldım valizimi gittim. Zaten yirmi sekiz gün dayanan adam altı ay da dayanır. Ayrıca ekmek elden, su gölden.

Lafa gelince “hayatın getirdiği ne varsa kucaklamak, her farklı deneyimi yaşamak istiyorum” denir. Sanırım bununla kastedilen aşık olmak, kampta, çadırda kalmak, seyahat etmek, değişik lezzetler denemek filan. O farklı deneyim askerlik olunca kimse almak istemiyor.