21 Mayıs 2018 Pazartesi

Bolluk İyidir - Çalışmak Sefalettir, Köle İşidir

Bolluk iyidir. Hayatını kazanmak zorunda olmayan kişi daha değerli etkinliklere yönelir. Sırf ay sonunu getirebilmek, faturaları ve kirayı ödeyip çocuğun masraflarını denkleştirebilmek için çalışan, daha doğrusu çalışmak zorunda olan kişi kendisini başka işlere veremez. Yaşamaz o, yalnızca hayatta kalır.

Sefalet, yokluk ve nadirlik hep yüceltilir. Az bulunan güya daha değerlidir. "Sürüneceksin ki konforun kıymetini anlayasın" denir. Bundan şüphe duyuyorum. Bolluk her anlamda iyi. Nesnelerin kolayca erişilebilir olması, sanıldığı gibi onları değersiz kılmıyor. Kitaplar eskiden erişilmezdi örneğin. Küçük bir zümrenin elindeydi ve kitleler kitap nedir bilmezdi. Şimdi herkes kitaplara erişebiliyor. 10-15 liraya dilediğin kitabı alabiliyor, internet üzerinden e-kitap sürümünü bulabiliyor, hiç olmadı kütüphaneden dilediğin kitabı ödünç alabiliyorsun.

Sonuç: Kitaplar değersizleşti mi? Hayır. Yokluk, onları sırf nadir bulundukları için değerli sanmamıza yol açıyordu: Bir yanılsama. Oysa kitaplara değerini veren onların nadir bulunması ya da erişilmez olmaları değil, onların içeriği, söyledikleri, estetik düzeyleri ve uyandırdığı duygulardı. Denebilir ki bolluk, onların asıl değerlerinin ortaya çıkmasına imkân verdi.

Müziğin demokratikleşmesi... Hâlâ müzik dinliyoruz; zira önemli olan onun ulaşılmaz veya nadir bulunuşu değil, içimizde uyandırdığı coşku, neşe, hüzün ve yücelik duyguları. Kimse dijitalleşti ve yaygınlaştı diye müzik dinlemeyi bırakmadı. Hatta, bu bolluk içerisinde karşılaştırma ve nitelikliyi niteliksizden ayırma imkânı kazandık.

Bolluk iyidir. Asıl değerin ortaya çıkmasını sağlar. Yoklukta ise şeylere değerini biçenin, o şeylere sahip olmayışımız olduğu yanılsaması vardır. Değerlidir, çünkü bizim değildir(!) Yoksunluğumuzla, acizliğimizle mutlu olmalıyızdır; zira zaten değer erişilmez olanda yattığına göre, elimize geçseydi değersizleşecekti. Bu bir paradoks.

Zamanla her şey bedelsizleşip çoğunluk bunlara eriştiğinde, sırf hayatta kalabilmek için çalışan ve hayatın diğer yönlerini ıskalayan insanlar yeni deneyimlere açılma şansını yakalayacak. Bolluk, sahip olmanın da değersizliğini ortaya çıkardı. DVD arşivi yapmak yerine Netflix'e üye olmak daha cazip mesela. Erişim varsa mülk edinmen gerekmez. Bu eğilim her alanda geliştiğinde değerler demokratikleşmiş olacak. Sessiz bir devrim.

İnsan tüm ömrünü yalnızca hayatta kalmak için tüketiyorsa, yani zaten hayattayken, sırf hayatta olma hâlini devam ettirebilmek adına günlerini zorunlu çalışmaya vakfediyor, kendisini sağlama aldığında ömrünün kayda değer bir kısmını geride bırakmış oluyorsa, işte bu, Yunan filozoflarının “çalışmak köle işidir” derken kastettiği şey olsa gerek.

Maddî gereksinimlerini karşılayan kişi artık onların peşinde koşmayacağından, güzellik, bilgelik, sevgi ve neşe gibi değerlerin inşasına ayırabilir vaktini. Kıymetli vaktini bile isteye vereceğin işler asıl değerli olan -sırf bolluk içinde olmadığın, dolayısıyla zorunda olduğun için yaptıkların değil.