11 Nisan 2018 Çarşamba

Üniversitelerin Perişan Hâli

Akademisyen değilim. Olmaya niyetim de yok. Felsefe yüksek lisansı yapmıştım sadece. Onu da sırf sevdiğim için. Bazen dışarıdan, uzaktan bakan bir göz yakındakinin göremediklerini görür. Belki zaten herkes her şeyin farkında -emin değilim. Ama uzaktan bakınca, tek tek bakıldığında çok değerli akademisyenler olsa da, bir bütün olarak akademi dünyası perişan görünüyor.

Tezimi yazmaya başlamadan evvel “içindekiler” tablosunu hazırlamış ve tez danışmanım olmayan bir hocamın da fikrini almak istemiştim. Ne dese beğenirsiniz? “Ben karışmak istemiyorum.” "Karışmak" istemiyormuş. Tez danışmanıma sormalıymışım. Yahu orası üniversite değil mi? Aklın mekânı değil mi? Bir öğrenci olarak birden fazla akademisyenin görüşünü neden almayayım? Belki yararlı bir öneri getirir, görmediğim bir yolu işaret edersin.

Gelgelelim akademi dünyası belli ki kişisel hırsların, kariyer heveslerinin ve çekişmelerin mekânı olmuş. Geçen haftaki cinayet, tamam, herif sorunlu bir tip olabilir ama biraz da bu sebeplere dayanıyordu. İş o kadar çirkinleşti ki, herkesin herkese iftira atabildiği günümüz Türkiye’sinde akademisyenler birbirlerini fetöcü diye ihbar ediyor, “sensin fetöcü!”, “yok, asıl fetöcü sensin!” gibi muhabbetler dönüyor. İnsanlar konum elde edebilmek adına başkasının ayağını kaydırmayı bir hayatta kalma mücadelesi olarak görebiliyor. Eğer oradan bir şekilde inerse yerine ben geçerim mantığı. Sanıyorum, kimi üniversitelerde dışarıdan belli olmayan ama içten içe kaynayan bir çatışma hâli var. Huzursuz ortamda zaten bilim milim yapılmaz.

Bir başka konu açıköğretim meselesi. Açıköğretime haksızlık ediliyor bence. Geçenlerde bir arkadaş AÖF felsefe bölümünün kitaplarını beğendiğini, örgün eğitim aldığı kendi okulunda öyle derli toplu kitaplar olmadığını söylemişti. Hayır, zaten kitap olsa n’olur, olmasa n’olur? Bilen bilir. Pekçok yerde, üniversite çevresinde Betacopy, Gamacopy gibi isimler taşıyan ve ders notlarını çoğaltıp satan dükkanlar var. Üniversiteye gitmeyen, derse girmeyen, girse de hocayı dinlemeyen öğrenciler var. "Ya" diyor, gider alırım ders notlarının fotokopisini, evde çalışırım. E o zaman ne farkın kaldı ki o beğenmediğin açıköğretimden?

Kimi akademisyenler ise yabancı dil şartının kaldırılmasını talep ediyor. Yahu sen doçent olacaksın, bi’zahmet yabancı dil öğren kardeşim. Tüm kaynakları Türkçe’ye çevirtmeyi mi düşünüyorsun? Hiç mi uluslararası sempozyuma katılmayacaksın?

Son olarak, hangi ülkeye gitsem orada karşılaştığım, kapağı yurtdışına atmış, dil bilen, iyi eğitim almış insanlara rastlıyorum. Projeydi eğitimdi derken iş bulup kalmış bir şekilde. “Yedi yıldır buradayım” diyen mi dersin, “dönmek istemiyorum” diyen mi? Türkiye kendi insanını elinde tutamıyor. Hayır, nedir derdin kardeşim, neden mutsuzsun diye de bir araştırma yapılmış mı çok merak ediyorum. “Yallah!” deniyor onlara. “Mutsuzsan burada durma!” İş mi bu şimdi?

Hasılı, kişisel beceri ve azmiyle aradan sıyrılanlar yok değil ama onlar da bir şekilde gidiyor buralardan.