4 Nisan 2018 Çarşamba

Nükleerden Yanayım

Nükleer taraftarı olmakla marjda kaldığımı görüyorum.

2014’te bir proje kapsamında Lyon’un Pont-de-Cheruy ilçesine gitmiştik. Otelimize yakın bir mesafede bir nükleer enerji santrali vardı. Fransız meslektaşıma, santralin devasa bacalarından tüten dumanın zararlı olup olmadığını sorduğumda, o gördüğümün duman değil su buharı olduğunu, nükleer enerjinin çevreyle son derece barışık olduğunu ve Fransa’da otuz civarı nükleer enerji santali bulunduğunu söylemişti.

Türkiye’nin nükleer enerjiye olan ihtiyacı apaçık ortada. Doğalgazımız ve petrolümüz yok. Öyle bir milyonluk küçük bir ülke de değiliz. Bu iş er ya da geç yapılacaktı. Başka nükleer santraller de yapılması gerekecek. Bunlar öyle büyük projeler ki, yarın bir gün iktidar partisi değişse de bu iş yarım kalmaz.

İtirazların farkındayım. Çevreciler doğaya verilebilecek zarardan söz ediyor. Hava kirliliği filan. Oysa, mesela, son derece doğal olan kömür, havayı en çok kirleten madendir. Doğalgazın olduğu bir ilçeden, kömürle ısınılan bir başka ilçeye gittiğinizde burnunuz kirlilik farkını hemen fark eder. "Doğaya müdahale ediliyor" söylemini de sorunlu buluyorum. Tarım bile, hani yaban hayatın hüküm sürdüğü bir ormanı ekilebilir araziye dönüştürmek bile doğaya müdahaledir. Barajlar yapıyoruz ve susuz kalmak istemiyorsak barajlara mecburuz. Barajlar da doğaya bir müdahaledir. Doğaya müdahale etmediğimiz herhangi bir durum tespit etmek güç. Ya da insanlar doğa derken ne kastettikleri konusunda anlaşamıyor olabilir.

Çernobil ve Fukuşima felaketleri kötü deneyimler elbette. Bunun şakası yok. Nükleer enerji azamî güvenlik önlemleri gerektiriyor. İnsanların kaygıları daha çok bu noktada zaten; zira “burası Türkiye. Bizimkiler dikkatli çalışmaz, kesin bir sorun çıkar” şeklinde düşünen çok insan vardır -eminim. Yani bu işe özü itibariyle karşı değilseler de uygulamada hatalar yapılacağı ve böyle bir konunun hata kabul etmeyeceğini düşünüyorlar. Yoksa, Dünya’da sorunsuz çalışan 450 civarı nükleer enerji santrali var sonuçta. Çernobil bürokratik bir felaketti. İnsan hatası. Fukuşima’da deprem ve tsunami vardı işin içinde gerçi; ama her halükârda nükleer dedin mi güvenlik önlemlerinden en ufak bir ödün verilmemesi gerektiğinin de birer kanıtı niteliğinde bu iki olay.

Ben nükleere taraftarım. Araştırdıkça bu düşüncem daha da pekişti. Aslına bakarsanız, taraftar olalım ya da olmayalım, iktidarda şu parti ya da bu parti olsun, Fransa gibiysen, yani doğalgazın ve petrolün yoksa er ya da geç nükleere başvurman gerekiyor -ve bu yoldan geri dönüş olmayacak diye düşünüyorum.

“Marjinal” dostunuz Tamer.