19 Nisan 2018 Perşembe

Nedim Gürsel ve İzler ve Gölgeler


Nedim Gürsel’in İzler ve Gölgeler’ini bayıla bayıla okudum. Resimli Dünya adlı romanını da çok sevmiştim. İzler ve Gölgeler roman değil yalnız. Yazarın bulunduğu şehirlere dair izlenimlerini aktardığı, her şehre bir bölüm ayrılmış bir deneme kitabı. Bayılırım böyle kitaplara. Hem gezi, hem gezdiğin ülkelerin edebiyatı, hem de biraz kişisellik. Tadından yenmez.

Kitabı okurken Sen Petersburg ve Moskova’nın caddelerinde tekrar gezindiğimi hissettim. İki şehirde de Gorki, Dostoyevski ve Tolstoy gibi yazarların evlerini gezmiş, ne kadar müze varsa uğramıştım. Ilya Repin’in Zaropojye Kazakları adlı tablosunu çok iyi hatırlıyorum; ama tabloya dair ayrıntıları üç yıl kadar sonra Nedim Gürsel’den okumak ilginç bir duyguydu.

Dostoyevski’nin Sen Petersburg’da, ailesiyle yaşadığı ev müthiştir zaten; Moskova’daki, doktor olan babası vesilesiyle çocukluk yıllarını geçirdiği hastane lojmanı ise pek zengin sayılmazdı. Ancak, Dostoyevski’nin altı kitabını okumuş olsam da, babasının bir cinayete kurban gittiğini Nedim Gürsel’den öğrendim. Dostoyevski'nin babası hekimlikten emekli olunca topraklarını işletmek üzere köye dönmüş. Çevresindekiler tarafından sevilmeyen, ters, alkolik, emrindeki köylülere (serf, toprağa bağlı köleler yani) ise zulüm ölçüsünde kötü davranan, onları kırbaçlatan, karılarına ve kızlarına sarkıntılık eden illet herifin tekiymiş. “Vahşi hayvan” derlermiş ona. En sonunda emrindeki köylüler tarafından boğazına zorla votka boca edilerek ve hayaları burularak öldürülmüş. Genç Fyodor Mihailoviç o sırada on yedi-on sekiz yaşında, Sen Petersburg’da bir öğrenci.

Kitabın Baudelaire ve Kafka bölümleri de bir harikaydı. Prag’a gitmedim ama bir gün gideceğim ve Kafka’nın memleketini gezmeden evvel İzler ve Gölgeler’deki o bölümü tekrar okuyacağım. Drina Köprüsü’nün yazarı Ivo Andriç’in müzeleştirilmiş evinin Bosna-Hersek’in Travnik şehrinde olduğunu okuduğumda ise pişmanlık duydum; zira Saraybosna ve Mostar’ı gezmiş, Belgrad’a giderken Drina Köprüsü’nün bulunduğu Vişegrad’da mola vermiştim. Keşke bir gün olsun ayırıp Travnik’e, o Katolik doğan, Sırp kültürüne ait hisseden, kitaplarında ise hep Bosna’yı anlatan ve belki de bu bölünmüş kimliği sebebiyle kimselere yaranamamış olan Andriç’in evinin olduğu yere de gitseydim.

Sen Petersburg, Moskova, Saraybosna, Mostar, Kiev, Brüksel, Tiran, Buenos Aires, Tanca, Basel... Avrupa’dan Kuzey Afrika’ya, oradan Güney Amerika’ya yapılan yolculuklar. Tangonun yeni öğrendiğim, son derece ilginç hikayesi.

Nedim Gürsel Paris’te yaşıyormuş. Kendisi muhtemelen "batı tipi aydın” ve “Frankofon” filan diye görülüyordur; ama bu durum onun tertemiz bir Türkçesi olduğu gerçeğini değiştirmiyor.