6 Nisan 2018 Cuma

Ne Olacak Türk Lirası'nın Hâli?

Dün memuriyette resmen üçüncü dereceye yükseldim ve yeşil pasaport almaya hak kazandım. Babam küçük esnaftı. Annemse herhangi bir işte çalışmıyordu. Bizim sülalede öğretmen, asker, yargıç, doktor filan yoktu pek. Devlet memurluğu uzak bir kavramdı gözümde. Derken ben öğretmen oldum ve yüksek lisanstı, disiplin cezası almamış olmaktı, şuydu buydu derken meslekteki on ikinci senemde yeşil pasaport hakkına kavuştum. Belki çoğunuz için sıradan bir olay bu. Ama ben, Dünya’daki çoğu ülkeye vizesiz girebileceğim için kendimi şanslı addediyorum.

Yazdan yaza yurtdışına çıkıyorum. 2014’te Rostock Yarı-Maratonu için Almanya’ya gitmiştim. Vize istiyor tabi. Kırk tane evrak ve üzerine para veriyorsun. Dokuz gün kalmıştım Almanya’da. Rostock ve Berlin. Döndüğümde ufak çaplı bir depresyon geçirmiştim. Doyamamıştım çünkü. Bu yüzden 2015’te Rusya’da yirmi dört gün kaldım. 2016’da Ukrayna’da üç hafta. Ve geçen yaz Bosna-Hersek ve Sırbistan’da yine üç hafta. Caddeler, binalar, parklar, müzeler ve sanat galerileri, bir de tanıştığım insanlarla ettiğim sohbetler derken üç hafta beni gerçekten tatmin ediyor, yurda döndüğümde artık depresyona girmiyordum.

Projeler vesilesiyle yaptıklarım bir yana, turist olarak yılda bir kez çıktım hep. Bir tanıdığa rastladığınızda, çoğunlukla, “sen de iyi geziyorsun vallahi!” tepkisi ile karşılaşıyorsunuz. Oysa gezdiğim yazdan yaza, yılda bir kez. Biz, galiba, kendimize gezmeyi hak görmüyoruz. Ülke olarak hep birlikte sürünmeyi kanıksamışız. Yani, nasıl desem, yurtdışına çıkıyor olmayı bir lüks, neredeyse olağanüstü bir durum olarak değerlendiriyoruz. Oysa elin Danimarkalısına bakıyorum: Adam daha yirmi yaşında Avrupa’nın yarısını gezmiş. Elinde iPad, Kindle ve iPhone, takmış sırt çantasını, Balkanlar senin İskandinavya benim geziyor. 

Avrupalı bir meslektaşın HAFTASONU kayak yapmaya komşu ülkeye gittiğini gördü bu gözler. Bizim yılda bir kez yurtdışına çıkışımız “sen de iyi gezdin hocaaaa” olurken, adamlar yılda dört kez, belki daha fazla olmak üzere her fırsatta tatil yapıyor. Oysa bu hepimiz için doğal olmalı. Neden bir memur, işçi, hemşire, ne bileyim mesleği ne olursa olsun, yurtdışına -mesela- yılda iki kez çıkmasın? Ya da yılda bir kez olsun mesela?

Çünkü ÇOK PAHALI kardeşim. Vize sorunu bir yana, bu avro ve dolar korkunç pahalandı. İnternette saçmasapan yorumlar görüyorum: “Türk lirası değer kaybedince sevindiniz değil mi? Sizi vatan hainleri!” gibi bomboş laflar. Niye sevinelim? Bu durum hepimizi etkiliyor. Bir avro bir veya bir buçuk TL’ye denk olsa süper olurdu mesela -ama ner’de? Portekiz’den dönünce ilk karşılaştığım soru şuydu: “Portekiz pahalı mı?” Vallahi pahalı. Çünkü avro pahalı. TL değer kazanırsa yurtdışı ucuz. TL değer kaybederse yurtdışı pahalı. Olay bu.

Bence önümüzdeki dönemde ekonomi konuşulacak bol bol. Sorun yokmuş gibi davranılıyor, başka başka gündemler yaratılıyor ama sıkıntı büyük.