26 Mart 2018 Pazartesi

Sekülerizm Savunusu Yeterince Yapıldı

Uzun zamandır dinî meselelere değinmiyorum. İki üç yıl öncesine göre bugün şartlar değişti. Öncelikle Işid yenildi. Işid benzeri kimi örgütler de, aldıkları darbelerle neredeyse sessizliğe gömüldü. 15 Temmuz’un yaşanması cemaat yapılanmalarına karşı şüpheleri arttırdı. Bugün insanlar, hangi tarikat, hangi cemaat olursa olsun, çocuğunu onların okullarına ve yurtlarına vermeden evvel iki kez düşünüyor. Tereddüt ediyor. Güllük gülistanlık bir tablo çizmiyorum; ama 2015 ile günümüz şartlarının farklı olduğuna şüphe yok.

Hâl böyleyken, şu hoca ne demiş, bu ilahiyatçı hangi açıklamalarda bulunmuş, öbürü nasıl bir fetva vermiş, seküler kesim bunu büyük ölçüde umursamaz oldu. Twitter’da dikkat ettim, son zamanlarda ortaya atılan kimi fetvalar, hani işte altı yaşında çocuk evlenebilir, karınızı dövebilirsiniz, erkeğin deşarj olma hakkı vardır falan gibi ifadeler, önceki yıllara nazaran seküler kesim tarafından pek umursanmadı. Hep gaza gelmemiz, “nasıl böyle bir açıklama yapılabilir!” diye ayaklanmamız beklendi. Öyle hissettim. Ama gayet sakin, köşemizde, bu açıklamalarının muhatabı olmadığımızın bilinciyle duyduklarımızı kulak ardı ettik. Trolü beslemedik yani. Şu hoca şöyle demiş. İyi, güzel de, o hocanın söylediklerinin üzerimde hiçbir hükmü yok ki? Niye umursayayım?

Sessizliğimiz ilginç bir şekilde dindar/muhafazakâr insanların isyanına tesadüf etti. Muhafazakâr ailelerde ve özellikle onların kentte yetişen çocuklarında bu tip fetvalara karşı bir tepki, hatta bir tiksinme geliştiğini gözlemliyorum. Endişeli modernlerden söz edilirdi ya hani, endişeli dindarlar çıktı ortaya artık. “Benim inandığım din bunu savunuyor olamaz!” tepkisini işittiğimiz oluyor. Bakıyor, açıklamaları yapanlar ciddi ciddi ilahiyatçı, ciddiye alması gerekir yani. Öte yandan açıklamanın içeriği onu rahatsız da ediyor ve bu yaman çelişki bir huzursuzluğa sebep oluyor. Neden? Çünkü hayatını bir dinin buyruklarına göre düzenlemeyen insanlar gibi “bana ne ya!” demiyor; zira kendisi o açıklamaların, o akla hayale gelmeyecek sorulara yanıt niteliğindeki fetvaların bir muhatabı.

Bugün farklı bir konjonktürde olduğumuz için bu konulara değinmeyi bıraktım. Sekülerizm/laiklik savunusunu yeterince yaptığımıza inanıyorum. Hayatta yalnızca dinî meseleler, yalnızca inanç tartışmaları yok. Aynı inanca mensup iki kişi pekâlâ anlaşamayabilir. Aynı inanca mensup halklara sahip iki devlet de çatışabiliyor mesela. Çünkü hayatta çıkarlar, ekonomi, kültür farklılıkları ve birçok başka değişken var. Hayat öyle karmaşık bir ağ ki, tek bir ilkeye indirgenmeye karşı her daim direnç gösteriyor.

Bu yüzden, önümüzdeki dönemde bambaşka konular konuşacağımıza, bambaşka bir gündemin oluşacağına inanıyorum. O kadar siyah ve beyaz değil her şey. Bir senteze doğru gidiyoruz sanki ama du’bakalım. Konuşmak için henüz erken.