25 Mart 2018 Pazar

İyi ki Kadınlar Var

Milyonlarca kadının olduğu bir ülkede görüş farklılıkları olması olağan. Hoşuma gitmeyen kutlama tarzlarından birincisi, “kadınların ve çocukların dövülüp tecavüze uğradığı bir ülkede ne yüzle Kadınlar Günü’nü kutluyorsunuz?” şeklindeki tepkisel tavır. Çözümsüz, iç daraltan sözler bunlar. Peki, madem öyle, kutlamayalım o hâlde.

İkinci haz etmediğim tepki “siz erkekler Kadınlar Günü’nde bari susun da biz kendi içimizde kutlayalım” gibi ifadeler. Kadınlar söz konusu olduğunda erkeklerin görüş beyan etmesini bir tahakküm türü olarak gören ve bu şekilde bizi susmaya sevk eden tavır. Peki, tamam. Kutlamayalım o hâlde. Erkekler olarak susalım. Zaten sessizce geçiştiriyor pekçok kişi.

Üçüncüsü ise “bugün tüm kadınların değil, yalnızca emekçi kadınların günü” yaklaşımı ve ardından kopan tartışmalar. Tüm kadınlar mı, yoksa bazı kadınlar mı, tahakküm kuran, hiyerarşi basamaklarının yukarılarında yer tutmuş kadınların günü kutlanmamalı mı, yoksa sırf kadın olması yeterli mi vs. Tartışılsın gerçi. Rahatsız değilim.

Şimdi söyleyeceklerime de “kadınlar üzerine erkekler olarak konuşma hakkınız yok” gibi tepkiler verilebilir. "Siz erkeklerin algısına göre şekil almak zorunda değiliz" de denebilir. Sorun değil. Ben fikrimi söylerim. Tamamen kişisel olacak zaten. Ben kadınları erkeklerden daha çok seviyorum. Hayatımda cinsiyet temel bir ölçüt değil. Benim için bir insan dürüstse, sözünde duruyorsa, ne bileyim durduk yere başkasına zarar vermiyorsa, kadın ya da erkek olması onunla iletişim kurmamda belirleyici olmuyor. Yine de kadınları daha çok seviyorum. Bu konuda tarafım. Kadınlar, bulundukları ortamın estetik ortalamasını yukarıya çekiyor bir kere. Çok güzeller yahu. Bir erkeklere bakıyorum bir de onlara. Bir kendime bakıyorum. Erkek işte. Normal bir tip. Bir de onlara: Zarafet desen var, güzellik desen var. Kuğu gibiler. Akıl desen zaten cinsiyet tanımıyor. Hepimizde aynı yani. Bonus olarak onların o neşeli hâlleri, sesleri, sohbeti, kahkahaları filan ortama renk katıyor.

Kadın düşmanı olmayı hiçbir zaman anlayamadım. Centilmenliği önemsiyorum. Şiddete karşı az çok oturmuş bir mutabakat varken “kadına şiddete karşıyım ama...” diye söze başlayıp bahaneler üretmemek gerek. Bulunduğu ortamı ışıklandıran bir varlığa iltifat etmek gerekir olsa olsa, ne şiddeti? Olmadı, hiç olmazsa nötr kalmayı, onu eşitin görmeyi başarmak zor olmasa gerek.

Yalnızca erkek olan ortamları düşünüyorum. Askerlik geliyor aklıma. Sağım erkek solum erkek, koğuşta erkek, nöbette erkek, yemekhanede, içtimada, her an her yerde yalnızca erkek-erkek-erkek :/ Estetik algımızın irtifa kaybettiği, yürek solduran bir ortam -çekilir gibi değil. Kadınların varlığı yeter. Onlar olmasaydı yaşama sevincimiz yerlerde sürünürdü herhalde.

Özetle iyi ki varlar.