30 Mart 2018 Cuma

Doğru İşimize Gelendir. Canımızın İstediği Şey Doğrudur.

Tartışmalara dışarıdan baktıkça, bir de bizzat dahil oldukça şu sonucu kabullendim: İşimize geleni doğru sayıyoruz.

Doğru, çoğunlukla, canımızın istediğinden başka bir şey değil. Suyun atmosfer basıncında yüz derecede kaynaması veya ısıtılan metallerin genleşmesi gibi fizikî doğruları kastetmiyorum. Bilimsel olgular başka; ama günlük yaşantılarımıza, bireylere, topluma ve değerlere dair durumlarda işimize geleni doğru saydığımıza inanıyorum. “Ne kadar saçma!” diyorsak, o saçma dediğimiz şey, muhtemelen, mantıksız olduğu için değil, işimize gelmediği için saçma geliyordur. Kendimizi her an içinde bulduğumuz karşılaşmalarda, dilerseniz buna “bağlam” diyelim, aldığımız konuma, aidiyetimize ve çıkarlarımıza göre, hatta kimi zaman sırf keyfimize göre bir şeyleri doğru sayıyor, işimize gelmeyeni ise derhâl yanlış addediyoruz. İtici geliyor çünkü. “Ne kadar yanlış!” Meali: Hiç hoşuma gitmedi.

Rasyonel tartışmanın, kanıt ve gerekçe sunmanın gücüne eskiden daha fazla güvenirdim. Bir tercihi daha iyi gerekçelendiği, daha sağlam desteklendiği için doğru sayardım önceden. En azından daha doğru sayardım. Tercihler arasında bir kıyas yapmanın mümkün olduğuna inanırdım.

Ne var ki, zaman geçtikçe bu inancım zayıf düştü. Artık, insana dair durumlarda tüm seçeneklerin eşit derecede geçerli olduğuna inanıyorum. Esas olan canımızın ne istediği. Neyin hoşumuza gittiği. Bir de çıkarımıza hizmet edenin, en önemlisi bizi iyi ve güçlü hissettirenin peşinden gidiyoruz gibi görünüyor.

Özetle, bilimsel olguları kısmen dışarıda tutarak, bizi iyi ve güçlü hissettireni, varoluş kudretimizi arttıranı doğru, geri kalanları ise yanlış saydığımızı düşünüyorum.