4 Şubat 2018 Pazar

Bu Ülkeden Nefret Ediyorum


Başlık dikkat çekici, değil mi? Sık duyduğumuz bir cümle.

Birkaç aydır kendimde bir değişiklik hissediyorum. Hayatın negatif tezahürlerine odaklanmayı kolaycılık olarak görmeye başladım. Bundan böyle neyi sevmediğimden çok daha az bahsedeceğim. Neyin bende tepki uyandırdığına, neye öfkelendiğime, neyi yetersiz bulduğuma değil de huzur ve mutluluk verenlere, hayatı anlamlı kılanlara, bana katkı sunan yaşantılara odaklanacağım artık. Ve mümkün olduğunca başkalarının yaptıklarına tepki vermeyi bırakıp, kendim bir şeyler üretmeye çalışacağım.

Herhangi bir olayı eleştirmek, olanlar olduktan sonra ona tepki vermek veya eksiğini saptamak, evet, zekice belki; ama ben bundan fena hâlde sıkıldığımı farkettim. Nokta atışı yapabilir, önemli saptamalarda bulunabilir, yanlışı görüp ifşa edebiliriz. Öte yandan bu “orantısız zekanın” altında yatan acı bir gerçek var: Yalnızca birer seyirci olduğumuz. Olan bitende yer almadığı, bir özne olamadığı için sırf tepki vererek, bir seyirci, zavallı bir uzantı olarak kurulan bir varoluş. Olan bitenin, bir tutumun, kitabın, filmin, bir demecin ya da her neyse artık, eksiğini saptamak marifet gibi gelmiyor artık. Eleştiri önemsizdir demiyorum; fakat eleştirmek ürün ortaya koymak demek değil, başkalarının ürettiklerine verilen bir tepki. Hayat bundan ibaret değil.

Sevmediğim filmler hakkında konuşmak istemiyorum mesela. Negatiflikten içim şişiyor. Sevdiğim filmleri konuşmayı tercih ediyorum. Bana olumlu katkı sunan yaşantılara odaklanmak varken keyfimi kaçıran, sinirimi alt üst eden şeylerin üzerinde gereğinden fazla durmayı anlamsız buluyorum. Her yeni güne yeni bir taciz ve şiddet haberiyle, siyasilerin söylemleriyle veya kimi skandallarla başlamak, akşama kadar bunu konuşmak, dikkat ettiniz mi, birbirimize sürekli ne kadar da "kötü" bir ülkede, ne kadar "korkunç" bir coğrafyada yaşadığımızı hatırlatmak bir alışkanlığa dönüştü. Bu yol yol değil.

Ekşi Sözlük’ün eski hâllerini özlüyorum. Arada bakıyorum: 15 Ocak x rezaleti, 16 Ocak y rezaleti. Rezalet yoksa bile zorlama rezaletler. Orada yazanlar rezaletleri puanlandırıyor. “Hmm” diyor, bu rezalete puanım on üzerinden dört. Negatiflik alışkanlık hâline gelmiş. Konuşacak bir rezalet yoksa canı sıkılıyor insanların. Çünkü her gün bir doz "bu ülkeden nefret ediyorum!" almak bağımlılık olmuş. O kadar ki, hani arada bir güzellik, bir iyilik çıkacak olsa, feri sönmüş gözlerimiz onu da göremeyecek neredeyse.

Onbeş yıl önce J. B. Russell’ın kitaplarını okumuştum. Soru, iyi ve kadir-i mutlak bir Tanrı’nın varlığı ile mevcut kötülüklerin nasıl uzlaştırılabildiğiydi. “Ben O’nun inayetiyle ilgileniyorum” denmişti yanıt olarak ve o zaman bunu anlamsız bulmuştum. Artık anlamlı geliyor. Hayat olarak ele alalım. Evet, hayatta kötü şeyler olabilir veya kötü olmayan şeylerdeki eksikliklere odaklanabiliriz; ama iyilik ve güzellik de var ve kişi bunlara odaklanmaya, kudreti yettiğince iyilik üretmeye ve sırf tepki vermektense, kendisi, başkalarının tepkisi pahasına, ortaya bir şeyler koymaya çalışmalı.

Artık tercihim çoğunlukla bu yönde olacak.