4 Ocak 2018 Perşembe

Uyuşturucu Neden Yaygınlaşıyor?

Uyuşturucu kullanma yaşının düştüğü ve kullanımının yaygınlaştığı malûm. Bu durum artık yalnızca haberlerde gördüğümüz bir şey de değil. Yaşadığımız çevreden kimi vakalara dair duyumlar aldığımız, on altı-on yedi yaşında gençlerin bağımlı olduğunu duyduğumuz oluyor. “Hadi canım, o da mı?” şeklinde tepki veriyor insan ilkin. Evet, o da. Ve öbürü de. Genellikle işittiğim tepkiler cezaların arttırılması ve daha fazla güvenlik önlemi alınması şeklinde. Daha fazla polis, daha fazla güvenlik görevlisi, daha çok kamera vs. 

‘99 sonrası doğan gençliğin bizim kuşağa göre daha mutsuz ve umutsuz olduğunu hissediyorum. Hissediyorum diyorum; zira bunu kanıtlamak için elimde hiçbir veri yok. Hani bazen “toplumsal atmosfer” veya “egemen ruh hâli” gibi ifadeler kullanırız ve bunlar kanıtlanması zor olmakla birlikte gerçekliğini bir şekilde bildiğimiz şeyler olur ya, aynı onun gibi. Tüm bir kuşağa mutsuzluk atfetmek abartılı olur; ama en azından, yeni kuşağın, mutsuzluğa daha yatkın, daha narin ve kırılgan olduğunu gözlemliyorum. 

Uyuşturucu kullanımının önüne yalnızca güvenlik önlemleriyle geçmek zor görünüyor. Açıyorum televizyonu, yine cezalar artsın, güvenlik artsın, polisler artsın, daha fazla kontrol yapılsın talepleri... Neredeyse, “mümkünse çocuğu cam fanusa koyalım, sokakla irtibatını tümden keselim!” denecek. Mutlak bir denetim. Güzel de, bir uzman da çıkıp "bu gençler neden bu maddeleri temin etmek istiyor, neden denemek istiyor? Bu durum sadece 'özenme' ile açıklanabilir mi? İşin içinde hayata dair genel bir memnuniyetsizlik ve kalıcı bir mutsuzluk filan olmasın?" diye sormuyor. Hani herhangi bir eleştirinizde “ya sev ya terk et” derler ya, ya da bir meslek mensubu herhangi bir sorundan ötürü yakındığı vakit “beğenmiyorsan istifa et” denir mesela, tıpkı onun gibi, yeni nesle "işine gelirse" tarzıyla nankörlük imasında bulunmak da çözüm olmuyor. Günümüz gençliğinin sorununun, “ecdadımız Çanakkale’de üzüm hoşafı ve kuru ekmek yiyerek savaştı” gibi, “önünüzde her imkân var!” iması taşıyan kıyaslamalarla çözüleceğini sanmıyorum. Yeni nesil yeni, eskisi eski. Kodlar ve şartlar farklı. 

Dış gerçeklikten memnuniyetsizlik duyan insanlar, yeterince güçlü değillerse, kendi gerçekliklerini, kendi ikinci dünyalarını yaratır. Bu dertsiz-tasasız ikinci gerçeklik, kurgusal ve dolayısıyla dünya ağrısından muaf bu yeni-dünya, mevcut, boğucu ve renksiz gerçekliğe bir alternatif teşkil eder. Yeterince mutsuz birisi ise gerçeklikten uzaklaşmak uğruna -madde kullanmak dahil- yapılabilecek her şeyi mübah görebilir. 

Bu yüzden, polisiye tedbirlerin kesin bir çözüm getireceğine inanmıyorum.