18 Ocak 2018 Perşembe

Her Şakanın Altında Bir Gerçek Payı Vardır - Masallar

Hayır, her şakanın altında bir gerçek yatmayabilir. Bazen şaka sadece şakadır ve tek amaç gülüp eğlenmektir. Olamaz mı? Bazen, insanların kendilerini rahat hissettiği bir ortamda, pek de kolay yakalanamayan o neşeli anlarda espriler havada uçuşurken, birisinin çıkıp “ama her şakanın altında bir gerçek yatar” demesi soğuk duş etkisi yaratıyor. Anlık bir sessizlik oluşuyor. Sevimsiz bir durum. Yok abi. Her şakanın altında bir gerçek aramak, her espriyi bir laf sokma veya bir yaşanmışlığa gönderme olarak görmek makûl bir tutum değil. Altında gerçek yatan şakalar kadar, öylesine söylenmiş, hiçbir yaşanmışlığa tekabül etmeyen ve yalnızca neşelenme amacı güden şakalar da var. Kaldı ki, eğer her şakanın altında bir gerçek olsaydı, tüm şakalar incitici olur, böylece suratlar daha da asılır, kaşlar çatılır, tüm iletişimlere ciddiyet egemen olurdu.

* * *

İran’da ilkokullarda İngilizce dersi müfredattan kaldırıldı. Gerekçe İranlı çocukların Batı uygarlığı tarafından asimile olmasını engellemekmiş. Türkiye’de de öyle bir fantazi var: Gençler yabancı dili öğrensin; ama kültürünü edinmesin. Oysa hedef kültürden bağımsız, ayakları yere basmayan, sırf soyut kurallara dayalı mekanik bir öğrenme şeklini saymazsak, öyle bir şey hemen hemen imkânsız. Dil ve dilin yeşerdiği kültür iç içe. Bu yüzden yabancı müzik dinleyen, filmleri orijinal dilinde izleyen, blog okuyan, Instagram ve Twitter’da ilgi duydukları konuların ve ünlülerin hesaplarını takip eden, sosyal ağlarda İngilizce yorum yazan vs. öğrenciler ediniyor dili. Zil çalıp da ders bittiğinde yabancı dille olan ilişkin bitiyor, onu gündelik hayatına dahil edemiyorsan olmuyor o iş.

Bu gibi yasaklamaların pek işe yaradığını sanmıyorum. Kendi çocukluğumu düşünüyorum da, yer gök Nasreddin Hoca idi. Kitaplarda Keloğlan’ın varlığını hatırlıyorum. Bir de Dede Korkut masallarını. Öte yandan aklım fikrim Notre Dame’ın Kamburu, Rapunzel ve Hansel ve Gretel gibi Batılı hikayelerdeydi. Nasreddin Hoca ve Keloğlan’ı görmek bile istemezdim. Çok sıkıcıydı. Bu durum, istemsiz, yani farkında olmadığım bir asimilasyonu değil, daha küçük yaşta bile bilinçli olarak yaptığım bir tercihi ortaya koyuyor. Sevmiyordum işte... Seveyim diye maruz bırakılıyordum; ama Milli Eğitim onaylı kitaplarda ve süreli yayınlarda maruz bırakıldıklarım beni hiç etkilemiyor, yalnızca arzu ettiklerime ulaşmak istiyordum. Bu yüzden, İran’daki gibi uygulamalar uzun vadede ters tepebilir diye düşünüyorum. 

Masallar demişken aklıma Fareli Köyün Kavalcısı, Güzel ve Çirkin ve Pinokyo da geldi. İsimlerini yazarken bile tebessüm ediyorum. Bir ara Pinokyo ve Üç Silahşörler’in kısaltılmamış, uyarlanmamış tam metinlerini okuyacağım.