5 Ocak 2018 Cuma

Dalgaların Sesi ve Japonlar


Japonlar ilginç bir millet hakikaten. Yüzlerce yıl etrafı denizlerle çvrili, dolayısıyla diğer topluluklardan kopuk bir hâlde yaşayınca bağımsız bir kültür geliştirmişler. Samuraylar, origami sanatı, kamikaze, harakiri filan derken insan giderek daha çok merak ediyor. Öte yandan, Japonya ve onun gibi kimi farklı kültürlerin çok gizemli ve derinlikli görünmesinin yanıltıcı olduğunu düşünüyorum. Öyle görünüyorlar çünkü çok uzaktalar. İnsan uzakları daha çok merak eder ve yakından tanımadığı için onlara gizemli ve derin anlamlar atfedermiş.

Japon kültürünü merak ettiğimden ve bir deniz aşığı olduğum için geçen hafta Yukio Mişima’nın Dalgaların Sesi adlı romanını okudum. Kitabı okurken kimi noktalar gözüme çarptı. Kıyı köylerinde kadınların serbest dalışla denizden sünger toplayarak aile ekonomisine katkıda bulundukları anlatılıyordu mesela. Erkekler teknelerle balığa çıkarken, derinlere dalıp sünger toplamak kadınların göreviymiş. Kültür farkı işte... Bir de anneler oğullarına kız beğenirken, tıpkı eskiden bizdeki hamamlarda olduğu gibi, genç kızları o ortamda dikkatle inceleme fırsatı bulurmuş. Sünger toplama uğruna denizde ölen kadınlar da olurmuş.

İkinci bir husus Japonya’da toplumun bireyden önce geldiğine dair iki ayrıntı. Romandaki esas oğlan Şinji, fırtınalı bir havada, dalgalarla boğuşarak, çalıştığı geminin halatını şamandıraya bağlıyor. O kadar kötü bir hava, o kadar dalgalı bir deniz ki, yirmi metre mesafeyi yüzerken neredeyse can verecek. Bir şekilde başarıyor. Bunun üzerine Şinji’nin sevdiği kızın (Hatsue) babası onu takdir ediyor. “İrade sahibi bir delikanlı” diyor. Kendisini ispat etti. Benzer şekilde, Hatsue de köyün diğer kadınlarıyla sünger avına çıktıklarında bir yarışmaya giriyor ve en çok süngeri kendisi toplayarak birinci geliyor. Böylelikle diğer kadınların takdirini kazanıyor. Şinji ve Hatsue’nin aşkları kitabın ana konusu; ama düşünün, iki birey arasındaki gönül ilişkisi bile toplumun onayından geçiyor. Söz konusu iki genç kendilerini çevrelerine ispat etmek zorunda adeta.

“Başkaları ne der” kaygısı ve çevrenin onayını alma çabası baskıcı bir ortamın doğmasına sebebiyet verebilir. Sanırım Japon kültürünün kodlarında olan bir unsur bu: Fedakârlık, başkası uğruna yaşama, öncelikle kendini düşünmeme vs. Şu romanı okuyunca bile köprü inşaatında hata yaptığı için intihar eden Japon mühendisi anlayabiliyor insan.

Japon edebiyatında yeniyim. İşiguro’nun bir, Murakami’nin iki kitabını okumuşluğum var. Mişima’nın bu kitabı zincire eklendi.

Sıradaki hedefim İşiguro’nun Günden Kalanlar’ı.