14 Kasım 2017 Salı

İstesek de İstemesek de Yüzümüz Batı'ya Dönük

Zamanla anladım ki, 20. yüzyılda bu coğrafyada modernleşme, kentleşme ve buna bağlı olarak sekülerleşme bir tercih değil, kaçınılmaz bir sonuçtu. Modernizmin bireycilik, sekülerleşme, bilimsel düşünce ve serbest piyasa ekonomisinden oluşan yeni düzeninin mutlak bir hakikat olduğu, postmodernizmle birlikte ise bu hakikatin (büyük anlatının) aşındığı ve ortaya bir çoğul hakikatler havuzunun çıktığı söylendi. Doğru olmasına doğru da, bu yol geleneksel toplum modeline, Osmanlı’ya filan varmaz. Boşuna heyecanlanıyorlar.

Madem günümüzün modern-sonrası dünyasında mutlak bir hakikat yok, madem modernlik tek seçenek değil, e o zaman modern-öncesi anlatılar ne diye kendilerini mutlak hakikat zannediyor? Postmodernizm ile birlikte tüm hakikatlerin altı oyulduysa, bu herkesi ilgilendirir. Evet, senin sunacağın alternatifin de altı oyuldu kardeşim. Batı medeniyetine alternatif bir medeniyet, mesela İslam medeniyeti, Uzakdoğu medeniyeti filan için “asıl doğru olan budur!” deme imkânı da ortadan kalktı yani. Madem mutlak hakikat yok, o zaman bunların hiçbiri geçerli değil. Demek ki devreye tercihler giriyor.

Türkiye Cumhuriyeti, açık konuşalım, çoktan tercihini Batı medeniyetinden yana kullandı ve dilerseniz İslam medeniyeti, dilerseniz Ortadoğu diyelim, ki bunlar iç içe geçmiş kavramlardır, çoktan geride bıraktığımız bir kültür. Kişinin inanç sahibi olması Batı medeniyeti dahilinde zaten mümkün. Ortadoğu’daki mevcut kültürse çok sert ve katı. Yasaklar üzerine inşa edilmiş. Orijinali böyle değildi denebilir, bilemem. Medine Vesikası’ndan bahsedip dururlar. Güzel metin. Hakikaten demokratik. Medine’de zamanında Müslümanların, Yahudilerin, Hıristiyanların ve Putperestlerin bir arada yaşadığını belgeleyen bir sözleşme. İyi, güzel söylüyorsunuz da kardeşim, peki neden bugün Medine’de yalnızca Müslümanlar yaşıyor? Neden diğerleri yok oldu? Kendini mutlak hakikat addederek hoşgörüsüzlüğe vardıkları için olmasın?

Hoşumuza gitsin ya da gitmesin pratikte yönümüz belli. En çok Avrupa’ya uçuyoruz. Televizyonlarda her Allah’ın günü “ey Avrupa!” filan dendiğine bakmayın. Erasmus+ projeleriyle öğrenciler, öğretmenler, STK’lar, aklınıza kim gelirse Avrupa ülkelerine gidip geliyor. Bırakın şimdi Beşiktaş’ı, Kadıköy’ü, Çankaya’yı filan, taşraya bakın, taşrada bile insanlar eskiden özenti veya sosyetik saydıkları işleri günlük hayatlarının olağan bir parçası hâline getirdi. Pazar kahvaltıları, brunch’lar filan dışarıda yapılıyor. İnsanlar sabahları eşofmanlarını giyip yürüyüşe çıkıyor. Sosyal medyaya baksan öyle değil; ama dışarıya bakıyorum, çocukluğumla kıyaslıyorum, erkek kahvehanelerinin değil kafelerin sayısı artıyor. Sosyal hayat dönüştü, daha da dönüşecek. Hoşnutsuzluklar olabilir ama dönüşüm kaçınılmaz.

Kendi dilini ve kültürünü yaşatmak ve bağımsızlığını korumak güzel şey; ama nereye yakın durduğuna karar vermek de önemli. Seçeneklere bakıyorum, kıyaslıyorum ve Cumhuriyet'in yolunun içlerinde en iyisi olduğunu görüyor ve bu yüzden Atatürk'e minnet duyuyorum.