29 Kasım 2017 Çarşamba

Celal Şengör'ü Seviyorum - "Monarşi En İdeal Yönetim Şeklidir"


Celal Şengör’ü seviyorum. Ortalığı karıştırıp kenara çekilmekte üstüne yok. Sonrasında yaşanan tartışmaları belki yüzünde alaycı bir bakışla kıs kıs gülerek izliyordur; ama söylenenleri umursadığını sanmıyorum. Röportaja atılan başlık “en ideal yönetim şekli monarşidir” şeklinde olsa da, kendisini az çok tanıyan, okuyan veya dinleyen herkes, Celal Hoca’nın gidip de Osmanlı hanedanlığını savunmayacağını kesinkes bilir.

Kendisinin her söylediğinin doğru olduğunu, söyledikleri kulağa yanlış geldiğinde hatayı kendimizde aramamız gerektiğini söylemiyorum. “Celal Hoca hata yapmaz!” diyecek değilim. Ama bu konuda, kendisini az çok tanıyan kişilerin biraz çıkarım ve niyet okuma yapması gerekiyor. Bu adamın “monarşi iyidir” derken Osmanlı nostaljisi yapmayacağı apaçık arkadaşlar. O hâlde ne kastetmiş olabilir? Bence Celal Şengör bir Nietzscheci. Radikal bir aristokrat. Seçkincilikten asla ödün vermiyor. Bir topluma yön veren ve kültür, sanat ve bilim gibi alanlarda ürün ortaya koyan seçkinlerin/aydınların gerekliliğinden dem vuruyor. Bir sohbet esnasında “elitist misiniz?” sorusunu “hem de sapına kadar elitistim!” diye yanıtladığını hatırlıyorum. Kitlesel eğitime, herkesin üniversite okumasına filan da karşıdır Şengör.

Sanırım, “en ideal yönetim biçimi monarşidir“ derken kendisinin ne kastettiğini biliyorum. Her seçkinci gibi demokrasiye dair çekinceleri var. Demokrasi, son tahlilde, kendisini ortadan kaldırabilme olanaklılığını içinde barındırır. Demokrasiyi ortadan kaldırmak isteyen bir partinin kurulduğunu ve seçimi kazandığını düşünelim. Teorik olarak mümkün. Bu yüzden, muhtemelen Celal Hoca’nın kastı, seçimle işbaşına gelip giden kadrolardan bağımsız olarak yönetimi dengeleyen yargı gibi kurumlar ve genel anlamıyla hukuktan başkası değil. 1930’lar Türkiyesi ve Sovyet nomenklaturası (seçkin yöneticiler grubu) gibi seçimle alaşağı edilemeyecek yönetimleri de kastetmiş olabilir belki. Celal Şengör, ayrıntılarda yanılıyor olsam bile şundan eminim ki, monarşi güzellemesiyle asla modern-öncesi hanedanlıkları övmez. Mesele Hocanın son derece elitist olması ve kitleleri manipüle ederek iktidara gelebilecek demagoglara karşı duyduğu güvensizlik.

Duymak istediklerimiz söylensin istiyoruz hep. Farklı bir şey duyunca kızıyoruz hâliyle. Doksan dokuz doğru söylesen bir yanlışta harcanıyorsun. Biraz da mizaç meselesi. Celal Şengör sivrilerek göze batmayı, insanların tepkisini çekmek yoluyla da olsa tüm bakışları üzerinde toplamayı seven birisi ve bu konuda gerçekten başarılı. Yapısı böyle. Değişmez.

Eleştiri: Merhabalar, değerli Tamer abi, Yazılarını, kitaplarını ilgiyle takip ediyorum, katılmadığım daha doğrusu nüans farkı olan bazı yazılar var ancak ennnn katılmadığım ve eleştirdiğim yazı bu olsa gerek. Ben Celal Şengör'ü sevmiyorum. zira Celal Şengör kredisini bu ülkenin emekçilerine, vefakar insanlarına "dışkı"yedirilmesini" savunduğundan beri, bu ülkenin gençlerine "eşkiya, terörist" dediğinden beri tüketti. ben ya da genel anlamda bizler Celal Şengör'ün Osmanlı hanedanlığını savunmayacağını iyi biliriz ancak Sayın Tamer hocam sorarım size Platon'un "aristokratizmi" savunulacak birşey midir? Platon'un "İdeal Devlet teorisi" Celal Şengör'ün fantazilerinde kaldı bana göre ki sizce uygulanabilirliği var mıdır?

Celal Şengör Entelektüel zırvalık ve marksizm düşmanlığının getirisi olan fantazileri yaşıyor şu an ve emin olun onun yerinde kim olsa aynı hezayanları yaşardı. nice entelektüel, yarattığı gelecek kuramıyla bizim ağzımızı açık bıraktı ancak, Şengör gibiler sadece mide bulandırıyor., bunu kabullenmek gerekir. Hegel ve Marx konusundaki cahiliği ise ayrı bir tartışma konuus bence.

Yanıt: Merhaba sevgili Faysal. Aslında Çağımızın Yanılgıları Üzerine'yi okuduysan bu yazım seni çok da şaşırtmamalıydı diye düşünüyorum. Tepkini biraz duygusal buldum açıkçası. Celal Şengör'ü seviyorum derken ben de biraz damara basmak istedim galiba. Daha ziyade onun bu polemikçi tarzını, şimşekleri üzerine çekmesini, etkili konuşmasını ve yabancı dillere hakimiyetini vs. seviyorum -karakterini değil. Platon aristokratizmi bence bugün savunulabilir değil. Yasalar kitabı tam bir facia diye düşünüyorum. Kent nüfusunu bile 5,084'e mi ne sabitliyordu. Tuhaf. Yalnız, dikkat edersen, Platon'un yönetiminin savunulamaz olduğunu sen söylediğin için, neden savunulamaz olduğunu da senin gerekçelendirmen gerekirdi. Aksini gerekçelendirme sorumluluğunu karşıya bırakmak bir yöntem olarak bana yanlış geliyor. Dışkı yedirme gafıyla ilgili olarak şunu söylemek istiyorum. Sanırım Enver Aysever idi. Hızlı hızlı konuşuyor, samimiyetsiz bir şekilde laf yarıştırıyorlardı. Hatırlamıyorum, belki başka bir sunucuydu. Şahsen, bu iğrenç ifadenin arkasında, sırf bir inat uğruna, geri adım atmamak uğruna durmasından ben de iğrendim. Ama şu "kredisini tüketmek" meselesine katılmam mümkün değil. Diyelim ki sen, bir şekilde söylenmeyecek bir söz ettin. Ama ben seni, Faysal Göktaş olarak biliyorum ve o yanlış sözlerinin yanında, öncesinde ve sonrasında tonla doğru söz ettiğini de biliyorum diyelim. Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin ve sen ne kadar güzel şeyler söylersen söyle, kafana kakar gibi "ama zamanında böyle demiştin!" demeyi, bir münazara yöntemi olarak etik bulmuyorum. Benzetmeyi doğru bulur musun bilmem, ama bugün doğan Moğol çocuğuna "senin ataların soykırım yaptı, pis Moğol!" demek, sonsuz bir sorumluluğu, üzerinden silip atamayacağı bir ithamı taşımak zorunda bırakmak gibi. 

Beni düşün bir de. Arkadaş listem genişledi. Arkadaş listemde olmayan insanlar bile paylaşımlarıma yorum yazabiliyor. Bugün Celal Şengör aslında monarşiyi savunmadı demek, kastettiği başka demek, hatta "bu adamın ortalığı birbirine katıp kenara çekilmesi hoşuma gidiyor" demek günah işlemek gibi. Bence, biraz da, asıl denmeyecek şeyleri söylemek güzel şey. Twitter'da baktım. Zaten herkes Celal Şengör'e sövüyordu. Ben de, inadım inat ya biraz işte, başka bir açıdan ele aldım işte.

Hegel ve Marx konusuna gelirsek, şöyle bağlayayım: Markizmin elitist olmadığı su götürür. Lenin'in öncü partisinden tut, Sovyet nomenklaturasına, uzay çalışmalarına varıncaya, Kızıl Ordu'nun senfonik eserlerine kadar, nereye baksan, halkçı olduğu kadar da elitist bir ülkeydi Sovyetler. Bence Marksizm ile elitizmin birbirini tamamen dışladığı söylenemez. Yani en azından tartışmaya açık. 

Eleştiri: Ben kendisine Abdurrahman Çelebi diyorum. Ülkede dogru düzgün aydın, akademisyen ya da düsünce insani olmayınca Celal Şengör gibiler kıymete binebiliyor. Jeoloji alaninda yaptıgi çalişmaları bilmem ve tartişmam da. Ama bir çok konuda sürekli en iyisini ben bilirim tarzıyla konuşup katılmadıgı düşncelere zırva demesi ve bir şekilde sürekli trübünlere oynaması cidden çok itici yapıyor onu. Ajitatif ifadeler ile ortalıgı karıştırıp sonradan kenara çekilip izlemesi kendince bir yöntem olabilir amaç dogru bilgiye bulaşmak ya da insanları az düsunnmeye tartıstırmaya cekmek icinse enteresan da olsa bir tarz olarak kabul edilebilir. Ama savundugu elitizm bilinćli olarak belli bir sınıfın çıkarı için ise ben buna dur arkadaş derim. Elitizm salt burjuva karakterlin olmayabilir ama ancak toplumcu hedefler içinse kabul edilmelidir. Kendisi her fırsatta surekli olarak Hegel ve Marx'a ozellikle de marxizme büyük bir öfke ile saldırmasini anlayabilirim ama burjuvazi aydıni olsa bu kadar militarizm hayranlıgı ve darbelere duydugu sevgi kendisini cidden tiksintirdiyor. 12 Eylüle icin söyledigi hayranlik hatta darbeyi yapan paşalardan biri kendisini telefonla bile aradıgında ayağa kalkıp dügmelerini iliklediğini söylemesi iyice karanlık tarafıni da göstertmiştir bize. Ama napak dedigim gibi koyunun olmadıgı yerde keçiye Abdrurrahman Çelebi diyoruz işte o keci de Celal hoca oluyor

Yanıt: Öncelikle ta sekiz saat sonra cevap verebildiğim için kusura bakma. İş hayatı sürüyor, malum. 

Öncelikle, ben kendisini çok tonton ve sevimli bir amca olarak görüyorum. Adamı görsem gider sarılırım yani. İğrenç, itici veya sevimli gelip gelmemek biraz da kişiden kişiye değişen, görüşlerden bağımsız, daha ziyade duygusal bir tepkiye benziyor.

12 Eylül konusunda söylediklerinde sunucuyla inatlaşma ve dikkat çekme arzusu birleşip çirkinleşmişti Şengör. Ona katılıyorum. Yalnız böyle kişilerin bazı söylenmeyenleri çatır çatır söylemesi, insanların onayına başvurmaksızın, içinden geldiği gibi konuşması bence bir ihtiyaç abi. Şimdilerde herkes darbelere karşı. Kime sorsan 12 Eylül darbesi kötüydü der. Ama 82 doğumlu birisi ve bir esnaf çocuğu olarak halkın içinde yetiştim. Okumuş kesimi bilemem ama sıradan vatandaşın genel yaklaşımı şuydu hep: "Allah Kenan Evren'den razı olsun. 12 Eylül'den önce sokağa çıkamıyorduk. Kurtarılmış bölgeler vardı. Okullarda ders yapılamıyordu. 12 Eylül'le birlikte ülke rahat bir nefes aldı." 

Celal Şengör, şimdi darbe karşıtı geçinip de zamanında 12 Eylül'ün yanında duranlardansa, açıkça, o dönem 12 Eylül'ün arkasında toplumsal bir taban da olduğunu ifade ediyor. Yanar döner olmayın kardeşim, darbe sabahı insanlar rahatlayıp sahillere parklara akın etti filan diyor. Şimdi, bunların doğru olup olmamasından ziyade bu adamın açık konuşması önemli.

Kendisinin jeoloji alanında dünya çapında bir bilim insanı olduğu biliniyor. Ama buradan, "jeoloji alanındaki çalışmalarına saygı duyarım fakat diğer konularda konuşmamalı" demek bence yanlış. Varsın konuşsun abi. Zaten eleştiriliyor. Belki en çok eleştirilen insanlardan birisi. Bu adam apaçık bir şekilde modernist, Batıcı ve seçkinci. Bunu açık yüreklilikle söylüyor. Eleştiren eleştirsin. Gelip de "sen sus Hoca!" filan denmesini doğru bulmuyorum. Mesela Aristoteles konusunda hatalı ifadeleri olduğu tespit edildi kendisinin. Sorun değil. Madem hatalı konuştu, eleştirilecek. Ama konuşmamasını beklemek doğru olmaz diye düşünüyorum.

Bu biraz şeye benziyor. Hani mesela Canan Karatay örneği. Söylediği pekçok şey aklıma yatmıyor. Öte yandan bu kadını silip atamıyorum da. Zira onun sayesinde insanlar sofrada ekmeğe uzanırken adeta utanır oldu. Çaya şeker atmayan insanların sayısı her geçen gün artıyor. Ha, eleştirilemez mi? Eleştirilebilir. Mesela gelip de avuç avuç fındık, badem, kaju ve ceviz yiyin diyor. Yahu yüzer gram alsan hepsinden 50 lira tutar. Ortalama gelirli birisi ne kendi "avuç avuç" bunlardan yiyebilir ne de çocuğuna yedirebilir. 

Benim tahammül eşiğim biraz yüksek galiba Zafer. Doğruları almaya bakıyorum. Aklıma yatmayanları es geçiyorum şahsen.