13 Ekim 2017 Cuma

Yirminci Yüzyılın "Dogmaları"

Fikir tartışmalarında dikkatimi çeken bir husus var. Aydınlanma’dan beridir tartışma ve mücadeleler yoluyla oturmuş, çoğumuz için doğal ve apaçık olan fikirler için bile yeni gerekçelendirmeler gerekiyor. Günümüzde felsefe tüm fikirleri reddetmeye ve her şeyden şüphe etmeye indirgenmiş gibi görünüyor. Ortaya yeni bir bilgi koymaksızın varolan bilgiyi yadsımak. Her şeyi aynı kefeye koyan yeni bir yoksayıcılık. Hukuk karşısında eşit yurttaşlık diyorsun, “neden öyle olması gereksin ki?” deniyor. Kadın-erkek eşit miras hakkına sahip olsun diyorsun, “niye öyle olmak zorunda?” sorusu geliyor. Yurttaş olmak tebaa olmaktan iyidir dediğinde “nereden biliyorsun?” tepkisi gelebiliyor. Reşit olma yaşının on sekiz olduğunu hatırlattığında “bunu kim belirlemiş ki?” sorusu soruluyor. Şu an dahası aklıma gelmedi. Düşünün, en temel, en açık, doğal kabul ettiğiniz bir fikri ya da değeri göz önüne getirin. Heh. İşte onun için bile meşruiyet zemini yaratmanız lazım artık.

Bu gibi konular uzun yıllar süren tartışmaların sonucunda oturdu -daha doğrusu oturdu zannediyoruz. Şu anda, yani modernliğin sonunun yaşandığı günümüzde, hiçbir şey açık ve net görünmüyor. Çoğumuza göre doğruluğu kendinden menkûl olan değerler için bile yeni nesillere açıklamalar yapmak, söz konusu değerlerin neden önemli olduğunu gerekçelendirmek gerekecek. Dostoyevski “Tanrı yoksa her şey mübahtır” derken geleneksel değerlerin çöküşünden duyduğu kaygıyı dillendiriyordu. Bana kalırsa yanıldı. Geçen yüzyılda değerler bakımından bir fluluk olduğunu sanmıyorum. İnsan hakları, parlamenter demokrasi, serbest piyasa ekonomisi, özel hayatın dokunulmazlığı, seküler kamusal yaşama karşın inançların kişiselliği gibi gayet doğal kabul edilen kimi değerlerden oluşan “liberal paket” pekâlâ işi götürüyordu. Kafalar netti.

Geçenlerde Polonya parlamentosunda bir tartışma yaşandı. Bir milletvekili, kadınların erkeklerden daha zayıf olduğuna, iş verimlerinin erkeklerden daha düşük olduğuna, dolayısıyla daha az ücret almaları gerektiğine dair sözler etmişti. Bunun üzerine meclisteki kadın milletvekilleri ayaklandı tabi. Adam ne dese beğenirsiniz? “Siz yirminci yüzyılın dogmalarıyla konuşuyorsunuz hanımefendi! Bu safsataların, bu önkabullerin hepsi geride kalacak.”

“Yirminci yüzyılın dogmaları.” Şimdi burada şuna dikkat etmek gerekiyor: Modernite eleştirisi üzerinden yeni, daha iyi, daha güzel bir değerler demeti mi inşa edeceğiz; yoksa yirminci yüzyılın değerlerini mumla arayacak hâle mi geleceğiz? Modern değerlerin aşınması ile ortaya çıkan alternatifler -gözlemlediğim kadarıyla- hayatı zindan edecek cinsten. Yerel kültürler adı altında yasaklardan müteşekkil kimi anlayışlar fırsattan istifade güç gösterisi yapma peşinde. Modernliğin aşınmasının modern-öncesine dönüş anlamına geldiğini sanıyorlar.

Öte yandan, insanlığın esenliği için, varolan fikir ve değerlerden yararlı olanları ayıklayıp onları gerekçelendirmek ve yanlarına yenilerini eklemek, böylelikle yeni bir paketin ortaya çıkması da mümkün.

Yorum: Geçen gün tarih öğretmeni arkadaşım,coğrafi keşifler konusunu işlerken,(lise)öğrencisinin dünyanın yuvarlaklığını sorgulayıp,gerekçe ve kanıtları küçümseyerek reddeden tavrını anlattığında dehşete kapılmıştım.Malum zırvalar karşılık buluyor.Acı....

Yanıt: Bir keresinde bir öğrencim "ben Çin'de o kadar çok sayıda insanın yaşadığına inanmıyorum" demişti. Burada sorun kendi benimsediği önermenin mevcut ve kabul görmüş önermeden daha kıymetli olduğunu düşünmesi. Bunun hiçbir temeli yok. Solipsizm, nam-ı diğer tekbencilik dediğimiz felsefî tutumu andırıyor: Dünya benim inşa ettiğim bir şeydir. Aslında benim bilincim dışında hiçbir şey yoktur. O hâlde dilediğimi benimserim -gibi. Somut kanıt ve aklî gerekçeler esas alınmayacaksa alternatif nedir? Mesela şu şudur, şundan ötürü diyorum. Karşımdaki kişi "hayır öyle değil" derse, e o zaman sorarım, peki neyden ötürü öyle değil? Çok sayıda insan öyle benimsedi diye mi? Canın öyle istedi diye mi? Nedir alternatif?

Doğa bilimlerinde (Dünya'nın yuvarlaklığı) bile durum buysa laiklik, kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü, liyakatin önemi, din ve vicdan özgürlüğü ve benzeri konularda, yani doğa bilimlerine göre zaten çok daha tartışmaya açık alanlarda şüphecilikten de öteye gidilmesi kuvvetle muhtemel. Hayır, yerine doğru düzgün bir şey konsa amenna ama anca'olumsuzlama.