19 Ekim 2017 Perşembe

Sevgi mi Yoksa Takıntı mı? Platonik Aşk Masum Değildir

Öldürülen kızcağıza üzüldüm. Aslında aşk-meşk işleri ülkemizde tam bir tabu. İnançları, fikirleri, siyasî partileri filan eleştirirsin ama ilişkiler dedin miydi herkes suspus olur. 7/24 siyaset konuşuluyor çünkü güvenli uzaklıkta bir alan; dolayısıyla etkileri dolaysız ve yakın değil. Oysa ilişkiler hepimizi en yakından ilgilendiren, her birimize dokunan mevzular. Medyada ise anca’cinayet olunca gündeme geliyor.

Her “seviyorum” diyene inanmamak lazım. Herkes birilerini sevdiğini söylüyor söylemesine; ama hangisinin gerçek sevgi, hangisinin takıntı olduğunu ayırt etmek zor. Patolojik vakalar da kendilerininkinin gerçek sevgi olduğunu iddia ediyor. Hadi al bur’dan yak. Sevgi adı altında karşıdakinin iradesine el koymak, onu kısıtlamak ve gözetleyip denetlemek bizde neredeyse olağan sayılıyor. Norm adeta. Kafalarda “beni kısıtlamadığına göre sevmiyor mu yoksa :/” gibi soruların belirdiği, güvensizlikte temellenen, şüphecilikle beslenen ve iradeye müdahale ile sonlanan marazî süreçler. Türkiye’de çağdaş kesimdenmişsin, solcuymuşsun, muhafazakârmışsın, fark etmiyor. İlişkiler dedin mi genel bir arıza mevcut. Modernleşme ve kentleşme geleneksel normları ezdi geçti geçmesine. Öte yandan içimizde saklanan, karşındakinin iradesini hiçe sayma potansiyeline sahip arabesk bir tip var ve bu kişilik tipi hiç beklenmedik anlarda, hiç beklenmedik kişilerde dahi hortlayabiliyor.

Karşılıksız aşka, şu platonik aşk romantizmine karşıyım. Doğası gereği karşılıklı olması gereken bir durum bu. Karşındaki kişi seni istemiyorsa yere batsın senin tek taraflı sevgin. Bunun yüceltilecek bir tarafı yok. Masumane değil; bilakis tehlikeli. “Beni niye sevmedin?” sitemlerinden “beni nasıl sevmezsin!” diyerek zarar veren eylemlere varılması mümkün. “Hak ettiği” sevgiyi görmediğini defaatle ifade etmek ve sevilmediği için sevmeyeni suçlarcasına sitem edip durmak, henüz etkinleşmemiş tacizin nüvelerini içinde barındırıyor. “Beni niye sevmedin?” -sevmemiş işte. Şiirler, sitemler, hesap sormalar, suçlamalar, kendini en yüce duyguların insanı zannetmeler gırla. Yahu istemiyor işte kardeşim. Acındırarak arzu uyandıramazsın. Merhamet ve arzu bambaşka şeyler. Zorla güzellik olmaz. Söz konusu patolojik hâller bu denli yaygınken ve kendisinin en hakiki aşık olduğunu, hak ettiği sevgiyi görmediğini vs. düşünen kişiler ülkemizde bu denli çokken gidip de “AŞK KURŞUNLARI” diye, “ÖLDÜREN SEVGİ” diye manşetler atmaksa rezilliğin daniskası.

Sevmekten herkesin aynı şeyi anladığını sanmıyorum. Diyelim ki göreceli bir duygu durumu. Tamam, üç aşağı beş yukarı göreceli olsun. İtirazım yok. Ama şunda hemfikir olmak çok zor olmasa gerek: Karşılıklı istek ve rıza yoksa, taraflardan birinin tek taraflı arzusu hiçbir şey ifade etmez. Hatta bu durum tehlikeli hâle gelebilir. Zira işin platonik fantazilerden, melankolik ruh hâllerinden, kendi kendine şiir yazmaktan filan öteye gidip karşındakini suçlama, onu rahatsız etme ve giderek ona zarar verme boyutlarına varması mümkün.