23 Ekim 2017 Pazartesi

Bugün Dünya'yı Gezmek Marifet Değil

Günümüzde yurtdışını gezmek marifet değil bence. Şu ana dek, gerek turist olarak gerekse eğitim projeleri vesilesiyle on iki ülkede bulundum. Toplamda yirmi dört şehri gezmişim. Rusya’yı saymazsak, gittiğim tüm ülkeler Avrupa’daydı. Avro ve dolar bu denli artmamış olsaydı ve evde takılmayı daha az sevseydim pekâlâ daha fazla ülkeye de gidebilirdim.

Ama bunda övünülecek bir şey yok. Çünkü bugün Dünya’nın neresine gitsen standartlaşma var. Havalimanları aynı, raylı sistemler, ulaşım ağları, otoyollar ve otogarlar aynı. Yabancı dil bilmek faydalı elbette; ama bilmeseniz de sorun değil. Kimi simgeler var, nereye gitseniz onları görüyorsunuz. Valizini almak için valiz simgesini takip etmen yeterli. Moskova’dan St. Petersburg’a trenle gitmiştim mesela. Gişe memuru İngilizce bilmiyor ki? Sorun yok, “St. Petersburg!” demen yeterli. Memur tren saatlerini yazıp gösteriyor, sen de seçiveriyorsun işte. Zaten Google yeni bir kulaklık sürdü piyasaya. Tüm dillerde çeviri yapıyor. “Sabah tren var mı? Saat kaçta?” diyorsun, tıpkısı şakır şakır Rusçaya dönüyor mesela. On sene sonra yurtdışına giden herkesin kulağında o çeviricilerden görürsek şaşırmam.

Atla uçağa, birkaç saat içinde başka bir ülkedesin. İndiğinde şehir merkezine giden toplu taşıma araçları muhakkak oluyor. GPS, haritalar, TripAdvisor ve Lonely Planet gibi uygulamalar varken kaybolman imkânsız. Gidilecek en önemli mekânları elinle koymuş gibi buluyorsun zaten. Çoğu restoran yemeklerin fotoğraflarını mönülerine koymuş. Yazılanları anlamayan birisi fotoğraftan seçiveriyor. Hostellerde kalırsan canının sıkılması da mümkün değil. Bir selam vermek, biraz güleryüz yeterli insanlarla tanışmaya; zira siz gibi tonla insan oluyor. Gittiğiniz ülkenin yerlisinden ziyade, tıpkı sizin gibi gezen, o ülkede bulunan yabancılarla tanışıyorsunuz daha çok. Sonuçta orada yaşayan insanlar işinde gücünde veya okulunda. Siz gibi gezmekte olanlarsa tanışıp kaynaşmaya daha müsait.

Bugün uçakla güvenli bir ülkeye yapılan, akıllı telefon sağolsun, yüzde yüz öngörülebilir bir seyahati “yeni yerler keşfetmek” olarak lanse etmek gerçek gezginlere haksızlık olur. Ne keşfi Alla’sen?
Dün akşam Motosiklet Günlükleri’ni (2004) yıllar sonra ikinci kez izledim. Genç Che Guevara ve yakın arkadaşı Alberto’nun kıytırık, arızalanıp duran bir motosikletle asfalt olmayan yollarda yaptıkları, çokça yürüdükleri, tırmandıkları, yeri geldiğinde ahırda kaldıkları, kirlendikleri, hastalandıkları, parasızlıkla geçen, henüz turist işgaline uğramamış yerlerde yerel halkla muhatap oldukları ve öngörülemeyen durumlarla karşılaştıkları Güney Amerika gezisine bakınca, bizim bugünkü seyahatlerimiz devede kulak bile değil.