24 Eylül 2017 Pazar

Kızlarını Üniversiteye Kot Pantolonla Gönderen Babalar

Üniversite okuyan, pantolon giyen ve kaşlarını alan kızların varlığından ötürü hicap duyan bir ilahiyatçı, sesi titreyerek, buna izin veren babaların cehennemlik olduğunu söylüyor. Kayıt belki önünüze düşmüştür. Bu açıklamaları öngörmek çok kolay. Düşünsel kodlara bakınca oradan çıkarılacak sonuçlar gün gibi ortada. Zincirleme bir süreç bu. Bir parça koparınca daha fazlasını alabileceklerine dair oluşmuş bir güvenin sonucu. En ufak bir eleştiride incinen bu gibi insanlar, böyle asıl incitici sözleri dillendirdiklerinde “ne var yani, ifade özgürlüğü” deyip durumu geçiştiriyor.

Tamam, tepki gelmiş de, şu “hastanede kadın doktor olsun istersin ama!” klişesinden sıyrılmak lazım. Bu kişiler kararlı, uzun erimli düşünen, evliya sabrına sahip insanlar. Kız çocuklarının okumalarına ve doktor, öğretmen ya da maliyeci olmalarına karşı değiller. Amaçları ortak yaşam alanlarında kadın ve erkeği birbirinden ayırmak. Malatya’daki pembebüste olduğu gibi, kadın ve erkeği birbirinden uzak tutmak. Pembebüs bu hedefin mikro bir örneği. Tüm okulların kız ve erkek öğrencilere özel olması arzusundalar. Kız çocuğu tıp fakültesini bitirip doktor olsun -buna karşı değil; ama erkeklerin olmadığı sınıflarda okusun ve hastanede erkek hastaya müdahale etmesin istiyorlar. Öğretmen olsun, ama kız öğrencilere öğretmenlik etsin ve kadın ve erkekler için ayrı ayrı öğretmen odaları olsun istiyorlar. Kadınlar evde, erkekler kahvede otursun; ama -Batı'dan alınma ve özümüze aykırı olarak gördükleri- kafelerde bir araya gelmesin istiyorlar mesela. Bu yüzden, “ne yani, kadın doktor olmasın mı?” diye sormak anlamını yitiriyor. Okumalarına değil, ortak yaşam alanlarında kadın ve erkeğin bir-aradalığına karşılar. Karşımızda böylesine odaklanmış ve uzun erimli hedefleri olan bir akım var ve “orantısız zekayla” veya küçümseyici tepkilerle küçülmüyorlar.

Geçen hafta Ankara’da bir hostelde kaldım. Odamı paylaştığım kişi İranlı bir Bahaî idi. Karısı ABD'de ve o da oraya gidecek. İran’da yaşadıklarından beni en çok etkileyen, “ıslah edilmek üzere” üç ay boyunca İslamî eğitimine tabi tutulmuş olması oldu. Rezalete bak. Yani şimdi bu adam sırf başka bir inanca mensup olduğu için yaygın inanışın mensupları tarafından “sapkın” olarak görülüyor, bir anlamda ona “acıyor” ve dinî eğitim verince doğru yola getireceklerine inanıyorlar. Sonuç: Adam ülkesini terk ediyor. İran’la bizim durumumuz aynı değil elbette. Ama kimi ilahiyatçıların söylemlerine bakınca çok da rahat olmamamız gerektiği aşikâr. Orada eylem düzeyinde, apaçık müdahale aşamasında olan durum bizde söylem düzeyinde. Söylemden eyleme geçişse zamanlama meselesi.

Cumhuriyet sağolsun, Türkiye’nin sekülerleri azımsanmayacak sayıda ve bence tepkilerini eğilip bükülmeden vermelerinde yarar var. Yaşam tarzından giyime, yemeden içmeye, ilişkilerden aile kurmaya ne kadar kişisel tercih varsa, bunları dinî paradigmaya değil, kendi hür irademize göre yapmaktan yana olduğumuzu açıkça, çekinmeden dillendirmemiz lazım.

Yorum: Twitter'a bu konuda şöyle bişeyler yazdım: "İhsan Şenocak tarzı kişilerin cinselliğe bakışında, laik kesimde olmayan bir açıksözlülük gördüm hep. Mesela bu kot pantolonlu kız konusu...Laik kesim,üniversitedeki kot pantolonlu kızı "cinsel çekimi olmayan düz öğrenci" olarak algılar gibi yapıyor; yani cinselliği gizliyor. Bu "sapık" olarak damgalanan "islamcı"larda, (gündelik yaşamın içindeki) cinsellikle doğrudan yüzleşme,olanın adını koyma cesareti var." (Elbette bu tür adamları desteklemiyorum, ama cinsellik konusunda laik kesime oranla daha açıksözlü ve direkt konuşabilmelerine saygı duyuyorum. Laik kesimde, sözümona medeni olma adına inanılmaz bir "cinsellik gizleme" durumu var.)

Yanıt: Katılıyorum. Laik kesim diye tabir edilen insanlarda da cinsellik deyince akan sular duruyor. Ciddi anlamda bir tabu. Zaten en çağdaşım diye dolaşan kişide bile onlarca tabu vardır -bilinçli ya da bilinçsiz. İslamcılar cinselliği açıkça kabullenip onunla yüzleşiyor. Şu zamana kadar çıkıp da bir ilahiyatçı için "bunlar sapık ya!" yazdığımı görmemişsindir. Buraya kadar tamam. Sorun buradan sonra başlıyor. Açıksözlü olmak tek başına yetmiyor. Sonrası, buradan nereye varıldığı, hangi değerler kümesinin savunulduğu önemli.

İnsan cinselliği olan bir varlık. İstendiği kadar yokmuş gibi davranılsın, böyle bir özelliğimiz var. Sorun, bu gibi ilahiyatçıların, kişilerin kendi iradeleriyle kendi hayatlarını nasıl yaşayacaklarını ve hangi değerlere göre hareket edeceklerini kendilerinin belirlemelerini uygunsuz görüyor olmaları. Üniversite öğrencisi dediği reşit bir insan. Kendi aklı, hür iradesi var. Diler kot pantolon giyer, diler etek. Diler kaşlarını alır, diler makyaj yapar, dilerse yapmaz. Dilediğini yer dilediğini içer. Başka insanlara zarar vermediği sürece gidip de yetişkin bir insanın yapıp ettiklerini yargılayıp, babalarına "cehennem sopası" göstermek apaçık bir sınır ihlâli.

Yani açıksözlüler, eyvallah; ama açıksözlülüklerinden insanların tercihlerine saygı duymaya değil, başkalarının nasıl giyineceğine, nasıl yaşayacağına dair akıl vermeye, giderek yeni yasaklar koymaya varmaları yanlış olan. Mesela söz konusu ilahiyatçı belirli bir çerçevede hayatı kısıtlama yönünde görüş beyan ediyor. Bense diyorum ki, kişiler, hür iradeleriyle, başkalarına zarar vermedikleri sürece kendi kararları, kendi tercihleriyle yaşasın. Şu hâlde benim durduğum yer daha özgürlükçü ve farklı tercihlere daha saygılı.

Bir sorun da, söz konusu ilahiyatçıların, kadın ve erkeklerin yetişkin olmalarına rağmen kendi kararlarını kendi almalarını sorun olarak görmeleri. "Bizim iyi anlayışımız hepimize yeter", "biz sizin için neyin iyi olduğunu sizden iyi biliriz" tarzı bu yaklaşım, özerkliğe sekte vuruyor. Yaderkliğin âlâsı. "Ben kendi isteğimle pantolon giyiyorum, kendi isteğimle kaşımı alıyorum, kendi isteğimle erkek arkadaşımla görüşüyorum, üstelik çoktan reşit olmuşum" diyen genç bir kadın düşünelim -yok, adamlar ikna olmuyor. Kendi isteğinle de olsa, yetişkin de olsan yapamazsın, yapmamalısın demeye varıyor. Aferdersin de kendi iradesiyle karar veren insanları sen ne hakla yargılıyor, kendini ne hakla başkasından üstün görüyorsun? Bu adamlardaki bu rahatlık anlaşılır gibi değil.

İnsanlar, karşılıklı rıza olduğu sürece, yani zorbalaşmadıkları sürece birbirleriyle yakınlaşabilir. Önemli olan kendi istekleriyle olması. Ama razı değiller. Yok abi diyor, "kendi istekleriyle de olsa olmaz." Sen babası değil misin, müdahale et, karış vs. Yoksa cehennemde hesap verirsin. Bunlar hayatı boğan, özgürlüğü kısıtlayan, en azından huzur kaçıran düşünceler. Eyleme geçse zaten hayat zehir olur. İlahiyatçı olsun başka birisi olsun, böyle büyük büyük laflar ederse tepki görmeye ve eleştirilmeye hazır olmak zorunda.

Yorumun için teşekkür ederim.

Yorum: Ne kadar ayırmaya çalışırlarsa birlikte olma arzusu ve merak o oranda artıyor. Muhafazakar bir okulda çalışmıştım. Kızla erkekleri ayıran kilitli ve cam kısmı boyalı bir kapı vardı sınıfımda. Bir gün kızların boyaları gizleyerek kazıyıp oradan erkeklere baktıklarını erkeklerin de kapının arkasında biriktiklerini gördüm. Kapıyı açsan üst üste düşecekler. Çok trajikomikti. Hatıraladıkça gülerim.

Yanıt: Çok güzelmiş :) Dünya'nın en doğal şeyi. Buna engel olmak, doğamızın önüne geçmek yerine zorbalaşmadan, kabalaşmadan, rızaya dayalı, incelik ve güzellikle karşı cinsle iletişim kurmanın önemi daha çocukken öğretilmeli asıl. Biraz centilmenlik, biraz nezaket. Öbür türlüsü, yasaklayalım, uzak tutalım, ayrı mekanlara koyalım, bunlar çözüm değil.