11 Eylül 2017 Pazartesi

İş Hayatı Aşkı Öldürür

“İş hayatı aşkı öldürür” demişti bir arkadaşım. Sözün kapsamını genişletip “yoğun iş hayatı her şeyi öldürür” diyebilirim. Birkaç gündür sabahları yedide kalkıyorum. Okul, seminer, toplantı derken günün bir kısmı geçiyor. Öğleden sonra iki gibi ise abimin dükkanını açıyor ve akşam sekiz-sekiz buçuğa kadar dükkanla ilgileniyorum. Envai çeşit taleple gelen her yaştan insan... “Benden esnaf olmaz” diyorum kendi kendime; zira herkesi memnun etmek için azamî çaba sarf ediyorum.

Çözüm odaklı olmanın doruklarındayım. Sanki karşımda öğrenciler gelmiş de bana soru soruyor. Her seferinde, kendi kendime, “Tamer zor iş olunca zorlama, ‘hayır’ de geç” diye telkin etsem de, içinde şarkı yüklü olduğu hâlde dosyaları görmeyen aygıtlarla veya video dosyasını oynatmayan tabletlerle cebelleşiyor, hac videosunu DVD’den usb belleğe aktarmamı isteyen teyzelerle veya hayatımda duymadığım kimi yerel şarkıcılardan bahseden amcalarla ilgileniyorum. Kimisi MP3 sevmiyor; zira çok şarkı olunca “atla” tuşuna basmaktan sıkılıyormuş. Kimisi ise müzik CD’si sevmiyor; çünkü az sayıda şarkıdan çabucak bıkıyormuş. Herkesin isteği farklı. Hiç film önermiyorum. Benim tavsiyem geçer akçe değil. Örtüşmüyor zevklerimiz. Mesela çoğunluk korku filmlerine bayılıyor ve istisnasız her müşteri Türkçe dublaj seviyor.

Akşam eve yorgun girdikten sonraki saatler verimsiz. Kaç gündür elimdeki kitaptan üç beş bölümü zor bitirdim. Hiçbir şey yaşamamış gibiyim. Bu yüzden yazacak bir şey bulamıyorum. İçimi dökesim gelmiyor. Koca bir boşluk içimi kaplıyor, yayıldıkça yayılıyor sanki. İçimi dökmek bir yana, dökecek bir içim kalmamış gibi hissediyorum. Tek isteğim yıkandıktan sonra uzanmak oluyor. Dile kolay, on iki saati bu şekilde geçirdikten sonra insanın Dünya’da olan biten herhangi bir şeye duyacak ilgisi de kalmıyor zaten. Bedensel yorgunluk tek sorun değil. Sanırım uzun saatler çalışmanın yarattığı asıl sorun insanın merak duygusunun körelmesi. Kitapmış, felsefeymiş, edebiyatmış, hatta Türkiye gündemiymiş, umrunda olmuyor; zira kalan tek isteğin duş alıp dinlenmek ve hiçbir şey yapmamak. Bu akşam da öyle. Hiçbir şey yapmak istemiyorum. Avrupa Yakası’nın kimi bölümlerini açıp dikkatsizce izliyorum uzandığım yerden. Zira verecek bir dikkatim de kalmamış.

İhtiyarlara hayatlarındaki pişmanlıkların neler olduğunu sormuşlar. Farklı farklı yanıtlar gelmişse de bu yanıtların ortak bir noktası varmış. İstisnasız hepsi, yaptıklarından değil de YAPMADIKLARINDAN ötürü pişman olduklarını söylemiş. Neyse ki iki gün kaldı. Pazar günü özgürüm! Bu yoğunlukta, mesela günde on iki saat çalışmak insanın bir şeyler yapmasına fırsat vermiyor. Böylesine yoğun bir çalışma hayatıyla ömürlerini geçiren insanlar, hayatlarında yapıp yapabilecekleri 3-5 hatadan ötürü pişmanlık duymak yerine, elbette yapmamış, daha doğrusu yapamamış olduklarından, yaşayamadıklarından ötürü pişmanlık duyacaklardır.

İleride "keşke yapsaydım" demek yerine şu hayatı iyisiyle kötüsüyle yaşamak lazım. Tabi vakit bulabilirsek.