4 Eylül 2017 Pazartesi

30 Ağustos ve Sonrası - İnkılapları Desteklemek

Mustafa Kemâl’in askerî dehasını onu sevmeyenler de takdir ediyor. Birinci Dünya Savaşı’nı kaybetmiş bir ülkenin, o perişan ve yorgun, hatta mahvolmuş hâliyle Kurtuluş Savaşı’nı kazanmış olması olağanüstü bir başarı. Kimileri için sorun Zafer’in sonrasında yapılanlarda. Sanki imparatorluklar çağının sonu gelmemiş, sanki Osmanlı’nın yanısıra Çarlık Rusyası ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu da çökmemiş, sanki tüm Dünya’da pıtrak gibi ulus devletler türememiş gibi, “Atatürk Cumhuriyet’i ilan ederek bir imparatorluğu yok etti” diyen mi istersiniz, onu İngiliz ajanı olmakla itham eden mi? Bu gibi kurguları savunan ağlak kepsler hazırlayıp sosyal ağlara salıyorlar. İnanmaya hazır kitle ise zaten mevcut. Kanıta filan gerek yok. İşgal altındaki İstanbul’dan İngilizler neden çekilmişmiş. Demek ki Atatürk İngiliz ajanıymış. Hmm. İkna oldum kardeşim. Ne kadar da “mantıklı."

Askerî zaferler olmadan hiçbir şey olmaz. Önce temel koşullar sağlanmalı. Öte yandan ben asıl Cumhuriyet’in ilanını, hilafetin ve saltanatın kaldırılmasını, laikliğin anayasaya girmesini, MEDENÎ KANUNUN KABULÜNÜ, Latin alfabesinin benimsenmesini, yani ne kadar inkılap varsa asıl onları sahipleniyor, zamanında yapılması elzem olan yenilikler olarak görüyorum. “30 Ağustos’u kutluyorum; ama sonrasında yapılanları tasvip etmiyorum” diye düşünen onca insan var. Tam aksine, asıl sonrasında yapılanları tasvip ediyorum ben.

Vay efendim Batı’ya karşı savaşmışız, kazanmışız, ama aslında kaybetmişmişiz. Niye? Çünkü ceza yasasını İtalya’dan, medenî kanunu İsviçre’den almışız. Bu yüzden aslında kaybetmişmişiz. Yazık. Kederlendim şimdi :( Kısıtlama ve yasaklar üzerine kurulu bir kültür olan Ortadoğu’dan şeriat alsak “kazanmış” olacaktık yani? Vallahi kusura bakma da iyi ki İsviçre’den medenî kanunu almışız kardeşim. Oh, yaşasın mis gibi modernlik. Bak, veli toplantısında en muhafazakâr veli bile okul servisleriyle ilgili olarak, “bunun bir yönetmeliği yok mu?” diye soruyor. İşte bu sorgulayan, rasyonel tutumdur. Ne mutlu ki bu az çok yerleşmiş. Ne mutlu ki kadercilik artık prim yapmıyor. “Önlemini alsaydın kardeşim!” diyor insanlar. Ne mutlu ki bir kadın, “sen kız çocuğusun, mirastan hakkın daha az” diyen abilerine rağmen, çağdaş hukuk sağolsun, mahkemenin sonunda eşit miras hakkını söküp alıyor mesela. Ne mutlu ki dışarıda kızlı erkekli oturabiliyoruz. Ne mutlu ki hayatın her alanı sekülerleşiyor. İnançlar giderek bireyselleşirken, dışarısı için, ortak yaşam için, “şurada ne yapmalıyız?” dendiğinde insan, kendi sorununu rasyonel tartışma sonucunda kendisi çözüyor. Akıntıya karşı kürek çekenler hep olacak. Sıkıntı değil.

Ben çok ideal olduk, harika olduk filan demiyorum. Ama gelip de, “efendim aslında biz yenildik. Batı’yı yendik; ama sonra Batılılaşarak yenildik” gibi acıklı ve kompleksli söylemlere sığınılmasına karşıyım. İyi olanı gider Japonya’dan da, Nijerya’dan da olsa alır, mümkünse uygarlığa kendi katkını sunmak için de çabalarsın. Olay bu.