2 Ağustos 2017 Çarşamba

Türkiye'ye Dönüş ve Yakın Gelecek

Birkaç gün önce Türkiye’ye döndüm. Sabiha Gökçen’den komşu illere yolcu taşıyan bir firma var. Ona bindim -ve bingo! Memlekete ayak bastığım gibi ilk gerginliğe tanık oldum. Çocuğu çıldırasıya ağlayan bir anne ile otobüs şoförü arasında tartışma çıktı. Ayağa kalkma. Frene basarsam tehlikeli. Çocuk ağlıyor. Ayağa kalkıyorum ki sussun. Olmaz, yasak. Dilersem kalkar, dilersem otururum. Sen kimsin? Asıl sen kimsin? Sana acıdığımdan değil, çocuk için söylüyorum. Terbiyesizlik yapamazsın vs. Üç hafta boyunca gerginlik görmeyince birden afalladım tabi. Ama iyi oldu bir bakıma. Tez zamanda memleketin kültürel havasına uyum sağlamakta yarar var. Hemen uyum sağlayacaksın ki Türkiye’ye dönüş sendromu uzamasın. Ülkene dair beklentilerini düşük tutacaksın ki kolayca mutlu olasın. Yüksek beklenti eşittir depresyon.

Samimiyet, sağlıklı iletişim ve göz temasını da derhal unutmam gerektiğini hatırladım. Bu topraklarda artık kimse kimseye güvenmiyor. Herkes herkesten ve her şeyden kuşkulu. Süpermarkette şarküterideki kız veya kasadaki kız, fark etmiyor, asla gözüne bakmıyor mesela. Havaya, yere, masaya filan bakarak konuşuyoruz öyle tuhaf tuhaf. Yarım paket tam yağlı sert peynir. Evet. Bir buçuk liranız var mı? Evet. Kolay gelsin -ama asla göz teması yok. Yüzde hafif bir tebessümle dolaşmaya da son. Herkesin suratının asık olduğunu da hatırlamak lazım. Fabrika ayarlarına dönüş.

Bahçe katındayım. Ne de olsa yirmi bir gün uzun bir süre. “Hani daha önce konuşmuştum, herhalde sofra bezi silkelememiş, ambalaj atmamışlardır artık” diyorsun içinden; o kadar da değil diyorsun. Ama yok. Gardenyaların üzerinde poşetler, ambalajlar, hatta nereden geldiyse bir ayakkabı teki. Islak mendiller, ayçekirdeği kabukları, ekmek ve lavaş parçaları. Kırıntı değil, bildiğin ekmek KENARI. Onlarca kullanılmış peçete. Sonuçta beklentiyi düşük tutmak lazım. Bizim kültürümüz böyle işte: Farklı kültürlere saygı. Evin içini temiz tut da gerisi önemli değil. Annesi balkondan aşağı sofra bezi ve halı silkeleyen çocukların çikolata ambalajını ve ağzını sildiği peçeteleri balkondan aşağı atması kadar doğal bir şey olabilir mi? Hem nasıl olsa alt kattaki evde yok. Sal aşağı gitsin. Helal olsun bize. Görüyorum ki değerlerimiz nesilden nesile başarıyla aktarılıyor. Koskoca ülkeyi devasa bir Esenler Otogarı’na dönüştürmek konusundaki kararlılığımız takdire şayan. İnanırsak başarabiliriz bence. Ha gayret hanımlar beyler. Devam.

Yurtdışındayken bir arkadaştan gönüllü çalışma diye bir şey öğrendim. Seneye yaza başka bir ülkede bir teknede, hostelde ya da insanların birbirlerine kendi dillerini öğrettiği bir kampta filan iş bakacağım. Çiftlik bile olabilir. Üç haftada ruhum dinlendi. Bu kez iki ay kalırım. Rehabilitasyon gibi. Mis. Konaklama ve yemek karşılığında günde birkaç saat çalışman gerekiyormuş. Bana uyar. Bakalım.