20 Ağustos 2017 Pazar

Türkiye'de Eğitimin Geleceği

Türkiye’de eğitimin yakın vadede iyiye gideceğine inancım yok. Yurtdışına giderken yanımda dergi götürmüştüm. Bir yıldır kitaplığımda duruyordu. Dergide geçen haberlerden birisi bir mahkeme ile ilgiliydi. Bir öğrenci, öğretmeninden kendisine kitap önermesini istiyor. Öğretmen ise -bence gayet doğru bir kararla- Buket Uzuner’in Kumral Ada – Mavi Tuna’sını öneriyor. Doğru karar diyorum; çünkü kitabın dili genç okura hitap eden tarzda. Beş yüz sayfa filan. Sonrası Alo 147’ye şikayet. Soruşturmadır, mahkemedir, malûm süreçler.

Sebebi neymiş biliyor musunuz? Kitabın içindeki cinsellik içeren cümleler. Güler misin, ağlar mısın? O romanı ben de okumuştum. Ve öyle hacimli bir kitabı, sıradışı bir belleği olmayan hiç kimse ezberinde tutamaz. Şahsen çoğu kısmını hatırlamıyorum bile. Kaldı ki her edebî eserde cinsellik olabilir. Bilemiyorum, belki vatandaş için çok incitici, belki de şok edici bir durum ama HAYATTA CİNSELLİK DİYE BİR ŞEY VAR arkadaşlar. Evet, hayatta pek çok şey olduğu gibi böyle bir şey de, ne kadar istemeseniz de var. Herhangi bir eser, hayata dair herhangi bir konuya yer verebilir. Bu o kadar olağan, o kadar sıradan bir şey ki, inanın romanı okuduğum hâlde öyle bir paragraf hatırlamıyorum bile. Ceza almış mı, almamış mı bilmiyorum ama o öğretmen muhtemelen bir daha kitap tavsiyesi vermeyecek. Enayi mi ki versin? "Ben bilmem" de geç.

Film, kitap, müzik önerisi mi? Aman abi, boşver şimdi. Şarkının içinde hangi sözler geçiyor bilemezsin. İçkiden filan bahseder, özellikle Türk Sanat Müziği’nde çok geçer -Allah muhafaza. Ben bilmem çocuklar, ben müzik bilmem. Kitap dersin, içinde evrimle ilgili bir paragraf filan vardır. Boşver, başımız belaya girmesin şimdi. Film mi? Dikkatle her sahnesini baştan sona izledin mi? Olumlu bir mesaj vermesi yetmez. İçinde küfürlü cümle var mı mesela? Otuz beş kişilik sınıfta birinin şikayeti yeterli. Risk almaya değmez abi. Aptallık etmeyelim. Biyoloji öğretmeni misin? Akıllı olacak, öyle evrim mevrim demeyeceksin -seni çok bilmiş seni. Yabancı dili öğreteceksin ama KÜLTÜRÜNÜ VERMEDEN. Yeni nesli Batı kültürüyle “yozlaştırmayacaksın” öyle. Bilimsel yöntem, felsefî argümanlar filan ne ayak? Yahu o topluma ışık olma, onu aydınlatma, akıl yürütme, gerekçelendirme, görüşleri tartma ve daha doğru olanını idrak etme gibi şeyler: Bunlar geride kaldı Hoca! Bize şunu şunu öğret, gerisini kurcalama. Müfredat belli. Sen kimsin de öyle müfredat dışı önerilerde bulunuyorsun? Çok canın istiyorsa git evinde oku; ama bildiklerini kendine sakla. Zaten TEOG’da, ÖSYS’de filan daha fazla net yapıyorsa öğrenci başarılıdır. Gerisi yalandır, fuzuli iştir.

Bu "topun ağzındayız", “acaba şikayet edilir miyim?”, "başım belaya girmesin durduk yere" gibi kaygılar eğitim-öğretime engel teşkil ediyor. Eskiden idealizm fedakârlık gerektiren, zorlu bir tercihti. Şimdi ise bildiğin enayilik anlamına geliyor. Bu yol yol değil.

Yorum: Ülkedeki sorunların çözülebilmesi için; iyi yetişmiş, bilgili, kültürlü, ahlâklı, dürüst kısaca işini lâyıkıyla yapabilecek insanların yönetici olmaları gerekir. Evet ama ciddi bir sorun var: Bu insanların seçilip iktidara gelebilmeleri için birilerinin onları aday göstermesi ve seçmenin çoğunluğunun da oy vermesi gerekiyor. Bu mümkün mü? Böyle bir talep var mı halktan?

Kısır döngü sürecek; doğru insanlar yönetici olamadığı için sorunlar sürecek, sorunlar sürdüğü için doğru insan yetişmeyecek, doğru insan yetişmediği için uygarlığa ulaşamayacağız, medeni olamadığımız için de saçma sapan bir hayat yaşayıp, 1400 yıl öncesinin meselelerini ❝bağırıp çağırıp❞ mutsuz bir şekilde öleceğiz.

Yanıt: Böyle bir talep yok. Katılıyorum. Aslında vatandaş "bana şunu şunu öğret, bunu bunu öğretme" demeye getiriyor. Yani zaten neyi öğreneceğini biliyor ve bilgiler içerisinde ayrıma gidiyor. Bildiğini ya da bildiğini sandığını öğrenen toplum yerinde sayar. Sonuçta ben zaten x'i biliyorum. X iyidir. Sen bize x'i öğret demek, ben bir şey öğrenmek istemiyorum demeye gelir.

Aslında bu gibi durumları Feyerabend gibi kimi Batılı düşünürler de besledi. Temellerini hazırladı yani. Şimdi cımbızla çekmek gibi olacak ama olsun. Feyerabend eğitimin tamamen demokratikleşmesini savunur. Yani taban neyi talep ederse, neyin öğretileceğine öyle karar verilmelidir der. Hatta uç bir örnek verir. Der ki, "halk isterse büyücülük (vodoo) bile öğretilebilir okullarda."

Sonuçta demokratik talep.