19 Haziran 2017 Pazartesi

Seferî Olmak, Oruçlu Olmak ya da Olmamak

Deniz sezonunu açtım. Yüzmek belime iyi geliyor. Oruç tutmadığım için tuzlu suyun tadını almam sorun değil. Ramazan ayında hayatım değişmiyor. Kişisel rutinimi sürdürüyorum. Nadiren de olsa oruçlu olup olmadığım sorulduğunda oruç tutmadığımı rahatlıkla söylüyorum. Açıkçası “sana ne?” diyerek terslemek tarzım değil.

Bugün dolmuşta öne oturdum. Şoför, tatilimizin 1 Temmuz’da başladığını öğrenince “ne güzel, hem Ramazan’ın bitimine de rastlıyor” dediğinde Ramazan’ın ne zaman bittiğini bilmediğimi, böyle bir denk düşürme ile ilgilenmediğimi söyledim.

Pek nadir de olsa oruçlu olup olmadığım sorulduğunda bir bahaneye sığınmamaya özen gösteririm. Seferîlikmiş, mide rahatsızlığıymış, tansiyonmuş... Hayır, hiçbir bahanem yok; zira özür diler gibi mazeretlere sığınmak, “ah, aslında oruç tutardım; ama elimde olmayan sebepler var” demeye gelir. Bahaneleri dinî inancın referansları içerisinde aramak, mesela seferîlik gibi bir mazeret öne sürmek, o çerçeve dışında hareket imkânı olmadığını, söz konusu çerçevenin alternatifinin düşünülemeyeceğini kabul etmişlik anlamı taşır. Bir nevi pes etmişlik. Herhangi bir ibadeti bile isteye icra etmeyen birisinin eğilip bükülmeden “yapmıyorum” demesi daha doğru. Sebebini açıklamak zorunda değil; zira kişilerin inançları ve inançlarıyla olan ilişki tarzları kendilerini ilgilendirir ve -yine özür dilercesine- sebepler açıklamaya kalkışmak, olsa olsa maça 1-0 yenik başlandığının bir göstergesi olabilir.

İnanç tartışmasını ayaküstü yapmayı tercih etmem. Kişi oruç tutar ya da tutmaz, kendisi bilir. Ne tutup tutmadığını ne de sebeplerini sorarım. Yine de, madem çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede yaşıyoruz ve madem İslamiyet’te tebliğ müessesesine, yani İslam’a davet etmenin bir hak olduğuna inanılıyor, o hâlde insanların eleştirilerine ve farklı tebliğ olanaklarına da pekâlâ açık olabilmek gerekir. Birisi çıkıp bedeni bunca saat aç ve susuz bırakmanın yanlış olduğunu söylerse; veya dindar birisi orucun mecazen yorumlanması gerektiğini, Kuran’ın lafzî olarak ele alınamayacağını filan söylerse vatandaşın öfkelenmemesi, “inancıma saygı duy!” diyerek karşısındakini susturmaması gerekir.

Hakaret olmadığı sürece her şey söylenebilir, kimsenin kimseye üstünlüğü yok ve tebliğ etme hakkı kimsenin tekelinde değil.

Tamer.