28 Haziran 2017 Çarşamba

Evlenme Oranlarındaki Düşüş ve Ailenin Müstakbel Sonu

Edward Hopper, Alone
Çekirdek aile kurumu ağır yaralı. Saf mantık, toplumlarda zaman içerisinde oluşmuş kurumları reddetmek için yeterli değil. Feodal toplumlarda aşiret boyutunda aileler varken, kentleşmeyle birlikte çekirdek aile çıktı ortaya. Sonuçta insan yavrusu doğar doğmaz tay gibi koşup beslenemez. Tamamen yardıma muhtaç, neyin tehlikeli olup olmadığını ayırt edemeyecek hâldedir. Dolayısıyla insanoğlu bir şekilde birbirine destek olmak durumunda; gerek aile olarak, gerekse farklı dayanışma biçimlerinde. Ancak aile kurumunun bugünkü perişan hâli onun mantıklı veya saçma olmasıyla değil, somut gerçeklikle ilgili. 

Bizden önceki nesiller bugün evlenme oranlarındaki düşüşü anlamakta zorlanıyor. Ya diyor, “bizim kız otuz altı yaşında ama evlenmeye niyeti yok.” “Aaa şu adama bakın, kırk beş yaşında ve hiç evlenmemiş. Ya şu kadın, neredeyse elli yaşına gelmiş ama yalnız yaşıyor” gibi ifadeleri işitmek artık anormal bir durum değil. Bu durumun yalnızca bireysel bir tercih olduğu da söylenemez; daha ziyade sosyolojik bir durum var ortada. Yarının bile belli değilken ömür boyu ağır sorumlulukların altına girdiğin, kısa zamanda tekdüze bir hâl alan, yalnız kalmana fırsat verilmeyen, üstelik ciddi sorunlar çıktığında dahi boşanmanın gayet zor ve yıpratıcı olduğu bir kurumun cazibesi hâliyle azaldı. "Acaba özgürlüğümden ödün vermeye ve risk almaya değer mi?” sorusu hasıl oluyor zihinlerde. Üstelik, bizimkisi dahil kimi toplumlarda, konu ne olursa olsun, başarılı değilsen bir hiçsindir. Bütün o kişisel gelişim kitapları boşuna "başarı - başarı - başarı!" diye yaygara yapmıyor.

Üstelik en “çağdaşımız” bile, evlilik söz konusu olduğunda en tutucusuyla yarışacak kadar katı olabiliyor. Aile kurma süreci, kınadır, araç konvoyudur, ne kadar ayrıntı varsa ödünsüz bir şekilde sahipleniliyor. Pek çok konuda hiç de geleneksel olmayan kişilerin bu pratiklerdeki hassasiyeti insanı afallatacak cinsten. Aslında, dikkat edilirse, İslamî kesimin bir kısmı bu sorunu çözmüş. Kişiler imam nikahı kıyıp aynı evde yaşamaya başlıyor. Gittiği yere kadar. Bir sene gider, on sene gider, ömür boyu gider -bilinmez. Çağdaşım diye geçinen insanlar birlikte yaşamanın hayalini kurmaktan bile -aileleri ve mahalle baskısı yüzünden- çekinirken, tutucu denen kimseler bu sorunu çözmüş görünüyor.

Herkes kendi işine baksa ve seven sevdiğinin yanına taşınsa sıkıntı kalmayacak. Türkiye gerçekleriyle örtüşmediğinin farkındayım. Yine de, dedelerimizin zamanındaki gibi karşındakinin iradesini kendi iradene kayıtsız şartsız bağlamak günümüzde neredeyse imkânsız. Kimse iradesinin yok sayılmasını istemiyor. Bu nedenle boşanmaların bu denli sıklaşmış olması tesadüf değil. Katlanma devri sona erdi. The End.

Görüşlerim ütopik olabilir; ama bu şekilde de gitmiyor. Aile konsepti ortadan kalkmayacak belki. Gelgelelim, tıpkı aşiret yapısından çekirdek aileye geçişte olduğu gibi, değişip dönüşecek. Geleneksel olmayan bir zamanda geleneksel bir yapıyı ayakta tutmaya çalışıyoruz. Fakat binadan çatırtılar yükseliyor.

Tamer.