25 Haziran 2017 Pazar

15 Dakika Kuralı - Bir İtiraz


Sınava on beş dakika kala hazır bulunma kuralını doğru buluyorum. Benim gibi düşünenler sanırım acımasız görünüyor. “Bir dakika geç kaldı diye içeri almamışlar :(" gibi vicdanlara seslenen ifadelerle karşılaşıyorum. Oysa bunun sonu yok. Değil on beş, beş dakika kuralı konsa yine geç kalanlar olacaktır. Binaya son kabul saati 10.00 olsa, bu kez 10.01’de gelip içeri girmeye çalışanlar olur. 

Zaten sorun sınav saatlerinden ibaret değil. Bu durum bizim kültürel bir alışkanlığımız olmuş. Geç başlamak ve gecikmek Türkiye'de birer norm. Mesela bir toplantının saati 12.00 ise emin olun 12.20’den, hatta 12.30’dan önce başlamaz. Kutlama programı, düğün ve benzerî etkinlikler söz konusuysa davetiyelerde yazan saatten yarım saat, hatta bir saat geç başlanması adettendir. Sosyetik bir davete icabet eden ünlüler, gazetecilere "benden başka gelen oldu mu?" diye soruyordu. Geç kalmanın norm olduğu yerde zamanında gelmek enayilik gibi bir şey çünkü. Otobüs firmasından aldığın biletin üzerinde hareket saati 09.00 yazıyorsa kastedilen 09.10 filandır. Hersek Köprüsü’nün açılışına Cumhurbaşkanı 2-3 saat geç gelmişti. Açılış için bekleyenler, saatlerce, ellerinde bayraklarla ayakta dikilmişti öylece. Konuşmanın sonunda “sizi de beklettik, hakkınızı helal edin” denerek durum normalleştirilmişti. Sorun sınavlara özgü değil yani. Daha genel, yerleşik bir yönü var. 

Bu gecikme ve belirsizlik kültürü her alana sirayet ettiği için sınava geç kalan kişilerin binaya alınmaması vicdansızlık olarak görülebiliyor. Tepkiler genellikle iki türlü: Ağlama veya cinnet. Bir sınavda kapıdaki polisi ikna etmeye çalışan kişi “aç kapıyı bak cinnet getireceğim yoksa!” diye bağırıyordu. Bir başka sınavda ağlayarak, “abi n’olur aç, yalvarırım aç” diyerek acındırma yolunu seçmişti bir başkası. Kuralı uygulayan kişi vicdansızlıkla itham edilmiş oluyordu böylece. “Ağlamayana meme vermezler” diye bir laf var gerçi. Sakinsen sınavı önemsemediğin düşünülür. Kendini paralayacaksın, iki büklüm olup yalvaracaksın, "abi"ler, "abla"lar, acındıracaksın, olmadı tehditler savuracaksın: Böylece sessiz sakin insanlardan daha fazla dikkat çekeceğin kesin. 

Şahsen geleceğimi belirleyecek önemde bir sınava girecek olsam, çok daha önceden orada bulunur, hatta bir gün öncesinde gidip binayı görürüm. “Bunu da içeri alalım da sussun” tavrı sürecekse kural koymaya gerek yok. Kurallar kişilere göre, daha çok ağlayana, isyan edene, araya nüfuzlu kişi sokana veya tehdit savurana göre esnetilecekse o işin sonu yok. Bir kişiyi alman bir başkası için emsal teşkil eder. "Onu aldın da beni niye almadın?", "bir dakika geç kalanı aldın da üç dakika geç kalanı alsan n'olur?" tepkileri doğar. Bunun sonu yok.

Özetle, bu kuralı doğru buluyorum. Geç kalanları televizyonda görünce bir an için üzülsem de kuralı doğru buluyorum.

Tamer.