14 Mart 2017 Salı

Zülfü Livaneli ve Son Ada Üzerine

Zülfü Livaneli.
Belki içinizde çoktan okumuş olanlar vardır. Zülfü Livaneli’nin Son Ada’sını bitirdim dün. Kendilerine yaşanabilir bir dünya kurmak için küçük bir adaya yerleşen insanların başına gelenleri anlatan bir roman. Huzurlu bir yaşamdan ötesini arzulamayan, çam fıstıklarını satarak, balıkçılık yaparak ve küçük bahçelerine ektikleri sebzelerle, kendi hâlinde yaşayıp giden insanların mütevazı hayatları. Adadaki hakim ilişki kipi üstünlük kurma şeklinde gelişmemiş. Özgürlük, eşitlik ve kardeşliğin az çok başarıya ulaştığı bir ortam. Kimisi inzivaya çekilmiş, kimisi daha dışadönük insanlardan oluşan, ufak tefek farklılıkları olsa da mutluluğu akşamları kurdukları sofralardaki neşeli sohbetlerde yakalamış bir topluluk.

Ne var ki, sonradan oraya yerleşen hırslı bir kişinin adaya "çekidüzen" vermek istemesiyle ortamdaki huzur yavaş yavaş bozuluyor. Onun bu müdahaleci tavrı tepki çekiyor ilkin. Gelgelelim, önce birkaç kişiyi, sonra daha fazla insanı ikna ediyor. Böl ve yönet politikası sayesinde diğerleri üzerinde adım adım üstünlük kuruyor. Üstünkörü oylamalarla, demagojiyle ve sözde ihtiyaçlar yaratarak adanın kontrolunu ele geçiriyor. Bu süreçte doğruları gören ve gidişattan memnun olmayan kişileri ise düşman ilan ediyor.

Kitapta martılarla mücadele adı altında örneklenen süreç, insanların desteğini almanız için bir düşman kurgulamanın nasıl da işe yaradığını gösteriyor. Belirli aralıklarla oluşturulan düşman algısı sayesinde adadakiler hep teyakkuz hâlinde tutuluyor. Adadaki huzuru bozan kişinin, yani başkanın çıkarlarının, tüm adanın çıkarları olduğu yanılsamasının yaratılması, kendilerini desteklemeyen insanların kolaylıkla hain ilan edilmelerine imkân tanıyor. Mütemadiyen oluşturulan tehdit algısı, "ben gidersem bu ada mahvolur" mesajını ada sakinlerinin bilinçaltına işliyor. Adadaki eski huzurlu günler yerini bir kâbusa bırakırken, ikiye bölünmüş olan topluluk artık dışarı çıkmaz, sofralarda bir araya gelmez, birbirine güvenmez, birbirinin açığını arar hâle geliyor. Görünüşte saflar sıklaştırılmış olsa da, birlik görüntüsünün altında bir bölünmüşlük hâkim.

İşin en acı tarafı ise olan bitenin üzerinden belirli bir zaman geçince, ada sakinlerinin, olayların sorumlusunun, yani ilk başlatanının kim olduğunu unutması.

Son Ada demokratik bir distopya. Toplumların -kitaptaki tabirle “teşvik ve tehditle”- nasıl da kolayca yönlendirilebildiğine dair harikulade bir anlatı. Şahsen kitabı keyifle okudum. Livaneli’nin yalın ve güzel Türkçesi de bunda etkili oldu tabi. Okuduğum kitabın tarzı ne olursa olsun, Türkçe'nin güzel kullanımını önemsiyorum.

Şu sıralar okumakta olduğum kitaplarsa şöyle: Ümit Kıvanç - Yalnız Olmuyor; Alexandr Dugin – The Forth Political Theory; İlber Ortaylı – Avrupa ve Biz.

Tamer Ertangil.