28 Mart 2017 Salı

On Sekiz Yaşında Milletvekili Olmak

On sekiz yaşındaki hâlimi hatırlıyorum da, kendimden fazlasıyla emindim. Ne var ki bu özgüven sağlam temellere dayanmıyordu. Toydum. Ülkenin tarihinden, yasalardan ve hukuktan bihaber, tek kaygımın kendi yakın geleceğim olduğu, henüz ergen ben-merkeziyetçiliğini üzerimden atamamış olduğum bir yaştı sonuçta. Bırakın bir ülkenin yasama görevini icra etmeyi, kişisel kararlarımda dahi hatalar yaptığım bir dönemdi. Hacettepe Üniversitesi’nin Fransız Dili ve Edebiyatı bölümüne girmiştim önce. Sonra kaydımı sildirmiş, iki senemi heba etmiştim. Toyluk... Akıllı olmasına akıllıydım. Hatta kimileri beni olgun bile bulurdu. Öte yandan akıl başka, deneyim başka şeyler.

Sanıyorum bugün insanlar “laf sokma” ve “taşı gediğine oturtma” olarak tabir edilen hazırcevaplılığı tek başına yeterli sanıyor. Evet, on sekiz yaşında bir gencin IQ’su yüksek olabilir. Hepimizden zeki olabilir. ALES’e girse tam puan alır, satrançta hepimizi yener belki. Gelgelelim ülke yönetiminde, özellikle yasamada zeka asla tek başına yeterli bir ölçüt değil. Öyle dik durmak ve meydan okumak gibi savaşçı eğilimler de deneyim ve birikimin yerini tutmuyor. Ha, "bize, yasaları hukuken yorumlayacak akademik beceri ve yaşam tecrübesinden yoksun olsa da mecliste el kaldırıp indiren, lidere itaat eden ve partiye mutlak sadakat gösteren gençler lazım" deniyorsa, eyvallah. Yönlendirmesi de kolay olur. Ağaç yaşken eğilir, malûm. İstediğin yöne çekersin. Adanmış, sadık, heyecanlı gençler.

Mecliste koca adamları bile kavgalarda zor ayırırken, on sekiz yaşında heyecanlı gençleri zaptedebilene aşk olsun. Amaç sağlıklı düşünen, yeri geldiğinde itiraz eden, eğitimli, deneyimli ve olgun bireylerin yerine gencecik çocukları militan ya da vitrin süsü gibi kullanmaksa anlarım. Ülke yönetiminin ve yasamanın sağlıklı yapılabilmesi için biat, adanma ve coşku gibi özellikler yeterli değil. Sanırsın meclise değil, savaşa giriliyor. Örneklerse ya alakasız, ya da anakronik. Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaş örneği mesela -sanki hâlâ on beşinci yüzyıldaymışız gibi. Atatürk gençlere emanet etti ülkeyi. Doğru da, herhalde bunu derken on sekiz yaşında insanların milletvekili olmasını kastetmemişti.

On sekiz yaşındaki birey liseyi bitirir. Akademik becerisi varsa üniversite okur. Belki işe başlar. Staj yapar. Erkekse birkaç sene sonra askere gider. Üniversitede yurtta kalır. Sonra arkadaşlarıyla eve çıkar. İlk kez bir evin sorumluluğunu üzerine alır: Faturaları yatırır. Temizlik öğrenir. Her gün tavuk döner ve makarnayla olmayacağını anlayıp yemek yapmayı öğrenir. Ailesinin değerini anlar. İşbölümünü, paylaşmayı, dostluğu öğrenir -ve ay sonunu getirmenin ne denli zor olduğunu. Doyasıya eğlenir, kahkaha atar, farklı insanları tanır, başarılı olur, başarısız olur, mutlu olur, mutsuz olur, aşık olur. On sekiz yaşındaki bir insan tüm bunları olur. Her şey olur.

Ama milletvekili olmaz.

Tamer.