15 Kasım 2015 Pazar

Fransa'da Yaşanan Acıyı Paylaşırken Utanmalı mıyız?


Artık Stalin eleştirisi yapan solcu görünce dayanamıyorum. Anladık kardeşim. Evet. Hannah Arendth öyle dediydi. Hı hı. Hepsi totaliter bunların. Hitler olsun, Stalin olsun, Mao olsun. Mustafa Kemal olsun. Hepsi totaliter bu gözü kör olmayasıcaların. Hepsi aynıdır yani Hitler ya da Stalin ne fark eder sonuçta? Ya arkadaş, siyasal İslam diye hepimize Hitler'i filan mumla aratacak bir hareket var ve Arap coğrafyasında milyonlar tarafından destek buluyor, sen ne 1930'larından bahsediyorsun hâlâ? Kafanız mı iyi? Arendt bir kavram atmış ortaya, maşallah bu kavramla her şeyi açıklıyor, onu alıp önüne gelen tarihsel olguyu aynı kefeye koyuyorsun. 

Dün Ankara'daydım. Yollar, gökdelenler, siteler, son model arabalar, insanlarla dopdolu alışveriş merkezleri... Maşallah. Benim derdim ekonomi değil. Belki öğrencilik yıllarımda çok fakirlik çektiğim içindir ama şu an hâlimden memnunum. Benim derdim ideolojik. Görünen o ki başka bazı insanların derdi de esasen ideolojik. Işid'e, El-nusra'ya katılan insanların, bunu gelir adaletsizliğinden, ekonomik eşitsizlikten ötürü filan mı yaptığını sanıyorsunuz? Hiç de öyle değil. Bir kere bu örgütler cihat ilan etmiş. Kendilerinden olmayanları öldürmeyi ya da köle olarak kullanmayı gayet adil görebiliyorlar. İkincisi, hiçbir zaman bu örgütlerden ekonomik vaatler duymazsınız. Ne yani, Charlie Hebdo çalışanlarını katlettiklerinde siyasal İslamcıların amacı ekonomik eşitsizliği gidermek miydi? Hiç de değil. Mesele hep bunların aşırı duyarlılıkları, katı inançları, kör adanmışlıkları ve hınç dolu kalpleri. Yok efendim İslam'ın ampülünü Akparti yakmış, o ampül avizeye dönmüş, Ortadoğu'da bir Güneş gibi doğuyormuş filan. Zihniyetteki tehlikeye bakar mısın? Benim derdim bu işte. Çünkü diledikleri kadar zengin olsunlar, bu insanlar insanca bir yaşam vaat etmiyor. Mesele zenginlik değil. Suudi Arabistan da zengin mesela. Sizi bilmem ama, şahsen 20.000 lira maaş verseler bile gidip orada çalışmazdım. Bunların ruhu kararmış, inandıkları siyasal İslam ideolojisiyle kalpleri kurumuş. Bu nedenle İngiltere'de yaşayan, üstelik geliri de iyi olan Pakistan asıllı bir doktor, gidip Işid saflarına gönüllü gönüllü katılabiliyor. Adam "ben cihat edeceğim, yeryüzünden birkaç sapkının daha silinmesine katkım olsa ne âlâ!" diye düşünüyor. Belki o arada 8-10 tane Işid militanının yaralarını tedavi eder de sevaba girerim diyor, ne ekonomisi Allah aşkına?

Fransa'yı seviyorum. Bir yandan bazı konulardan, özellikle dış politikasından ve yirminci yüzyılın ikinci yarısında türettiği postmodernist filozoflarından ötürü kızıyorum; ama Fransız Devrimi'ni gerçekleştirmiş bir ülke orası. Bayrağının üç rengi sırasıyla özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ilkelerine tekabül eden, monarşiyi devirerek Cumhuriyet'i kurmuş, Dünya tarihini ileriye götürmüş bir ülke. Aydınlanma düşüncesinin yeşerdiği topraklar. "Özgürlük düşmanlarına özgürlük yok!" diyen Saint-Just'un ülkesi. Pastör'ün, Descartes'ın, Montaigne'in, Sartre'ın, Camus'nün ve Foucault'nun ülkesi. Laikliği anayasasında barındıran birkaç ülkeden birisi. Katolik Kilisesi'ne, "sen din işlerini yönet ama devleti ben yönetirim, herkes işine baksın" diyerek resti çeken seçkin öncüler çıkartmış bir toplum. Daha ileriye gidebilecek bir yolun taşlarını döşediği için seviyorum Fransa'yı. Evet. Profil resmimi Fransız bayrağıyla renklendirdim. Çünkü arkadaş listemde yüzlerce kişi var ama profilini değiştirenler yalnızca 8-9 kişi. Biliyorum ki "neden şehitler varken Türk bayrağı yapmadın? Ya Ankara, ya Silvan'da ölenler? Arakan'da müslümanlar katledilirken neredeydin? Ortadoğu'da insanlar her gün ölürken neden profilini karartmadın?" diyenler çıkacaktı. Oldu da nitekim. Mesaj atıp eleştirdi iki arkadaşım. Aslında tüm acıları, nerede olursa olsun tüm sivillerin ölümünü lanetlemek konusunda zaten katılıyorum böyle düşünenlere. Ama kendi çevreme baktığımda, Arakan'da, Ankara'da, Afrika'da ölen insanlara dikkat çeken o kadar çok insan görüyorum ki, biraz da inadına, biraz da azınlıkta olmak pahasına Fransa'ya dikkat çeken kişilerden olmak istedim. Artık "ama" demekten bıktım. Artık "ama Fransa eskiden sömürgeciydi, Cezayir'de neler yaptı neler!" diye söze başlamaktan bıktım. Evet, biliyorum Fransa'nın geçmişini. Fransa bugün Esad'ı değil de ÖSO'yu desteklediği için sizden daha çok öfkeliyim muhtemelen. Ama şu var ki, orada da ölenler masum insanlardı. Vücuduna sardığı bombaları statlarda, konser meydanlarında, kamusal alanlarda bir araya gelen masum insanları parça pinçik etmek pahasına patlatan bu insanlık düşmanlarını eleştirirken, onları lanetlerken, "ama" diye söze başlamak istemiyorum artık. Kaldı ki, Fransa'da, mesela bir Pakistan'a ya da bir Suudi Arabistan'a göre özeleştiri yapan, kendi devletlerinin politikalarını yerden yere vuran onca entelektüel varken, Bangladeş'te laikliği savunan blog yazarları katlediliyorsa, müsaade edin de Bangladeş'i de eleştirebileyim. Müsaade edin de, mahalle baskısına maruz kalmaksızın, suçlayan, yargılayan bakışlara maruz kalmaksızın Fransa'ya dikkat çekebileyim. Evet, profil resmimi Fransız bayrağına boyadım ve bunun açıklamasını kendi duvarımda yapmadım, yapmayacağım. Benim tercihim, benim vurgu yaptığım nokta bu yönde. Başkaları başka türlü yapsın protestosunu, ona da saygım sonsuz.

* * * 

Aslında sporda, sanatta ve bilimde yüzlerce yıldır kayda değer bir şey üretemeyince kıskançlık krizlerine girmeleri anlaşılabilir. Herhangi bir konuda başarı sağlayamıyorsanız, tek yapmanız gereken, etnik, dinî veya cinsel kimliklerinize sarılmaktır. "Bana saygı duyacaksın!" diye çırpınırlar. Tamam hacı, saygı duyayım da, neden? Ne yaptın da saygı talep ediyorsun? "Saygı duyacaksın çünkü benim etnik kökenim böyle, mezhebim şöyle, cinsel kimliğim öyle." Ya tamam, saygı duyalım da kardeşim, insan insana kimliklerinden değil, yaptıklarından ötürü, başka insanlara karşı sözünde duruyor musun, onlarla insan gibi bir arada yaşayabiliyor musun, onlara bir iyilik yapıyor musun, dürüst müsün, sorumluluklarını yerine getiriyor musun, bu gibi şeylere, kısacası davranışlarına bakarak saygı duyar. Ayinesi iştir kişinin. Kusura bakma da, bana ne senin tesadüfen bir aileye doğmakla sahip olduğun kimliğinden? BANA NE? Ne bu kibir? Ne bu eziklik? Hedef olarak konser salonlarının ve stadyumların seçilmesi epey manidar. Çünkü onlar müzik konusunda ya yasakçı ya da sansürcü iken, sporda ise hiçbir başarıları yok. Ha, gerçi bir ara Suudi Arabistan, Etiyopya'dan ithal ettiği bir koşucuyla gümüş madalya almıştı galiba -en fazla bu. Bir tarafta çatık kaşlı, korkunç ve canice bir yeryüzü cehennemi, diğer yanda sanatla, bilimle ve sporla kendini ifade eden bir medeniyet. Mısır gibi, bu medeniyete uyum sağlayarak ayakta kalabilirlerdi oysa. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesi ve yetiştirdiği nesiller bu çabanın eseriydi mesela. İyi kötü bunda başarılı da olunmuştu aslında. Ama siyasal İslam hareketleri bu fırsatı geri tepti. Madem Batılılaşmayacaktı, o hâlde ya Batı'yı yok edecek, ya da Batı tarafından yok edileceklerdi. 

Siyasal İslam çağımızın en büyük tehditidir. Nazizmin güncel versiyonudur. Sizi öldürmek, yok etmek isteyen insanlar için "tahammül" ve "bir arada yaşama" zırvalıklarını öne sürmek hiçbir işe yaramaz. Bu güzel lafları olsa olsa zayıflık ve korkaklık emaresi olarak görürler. Bunlarla bir arada insanca yaşayamazsınız çünkü göz teması kursanız tedirgin olursunuz, espri yaparken kırk kere düşünür, kendinize sansür uygularsınız, kadınlara günaydın desem mi, tokalaşsam mı, yok hayır en iyisi başımı öne eğip sessizce geçsem mi diye düşünür durur, ne yaparsanız yapın bunları incitmekten kurtulamazsınız. Sürekli pusuda bekleyen, açığınızı arayan bir anlayışa karşı ne yapsanız yaranamazsınız. Bu nedenle bir müslüman kendisini hıristiyan Avrupa'da, seküler Avrupa'da özgür ve güvende hissederken gider de mesela Suudi Arabistan'da ne özgür ne de güvende hisseder. Aman der, dikkatli olayım, ağzımdan çıkana dikkat edeyim, n'olur n'olmaz! Adam kendini doğuştan üstün görüyor bir kere, istersen karşılarında ezil, büzül, fark etmez. Ağzınızla kuş tutsanız da onların gözünde sapkın, kâfir ya da yanlış yoldasınızdır. Karşımızda sanata, spora, müziğe, tiyatroya, bilime, hayattan zevk almaya, eğlenmeye, kadınların kamusal varlığına, medeni hukuka, eşit yurttaşlığa ve kardeşliğe, kısacası insanca yaşamaya düşman bir küresel hareket var. Yeryüzünde iyi ve güzel olan ne varsa ona düşman olan bu zebanleri şuna tepki, buna tepki filan diye meşrulaştırmak mümkün değil. Bunlar imkân yakaladıkları anda kendisi gibi olmayanları yok etmeye programlıdır. Şahsen Avrupa'nın yerinde olsam, değil Ortadoğu'dan göçmen almak, Çin Seddi'ne benzer bir Avrupa Seddi inşa eder, sınırları tamamiyle kontrol altına alır ve kendimi kurtarılmış bölge ilan ederdim. Son yıllarda yaşananlar terör deyip geçiştirilemeyecek düzeyde. Bu adamlar gücü yettiğinde sivilleri, gücü yettiğinde askerleri öldürür, zira bunlarda etik filan yoktur. Çağımızın bu medeniyet düşmanlarının, bu korkunç barbarların çıkartmak istedikleri bir üçüncü Dünya Savaşı, terör filan değil. Onda bile bir kıskançlık kokusu alıyor insan: İki Dünya Savaşı da Batı tarafından başlatıldı, üçüncüsünü biz başlatalım da eşitlenelim diyor olsalar gerek.

Tamer.