29 Ekim 2015 Perşembe

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, Siyasal İslam ve Sol


III. Selim'den beridir modernleşme gayreti içerisindeydi Osmanlı. Nizam-ı Cedid, Tanzimat, Islahat, I. Meşrutiyet ve II. Meşrutiyet derken, ürkek reform çabalarıyla bir türlü kökten bir çözüm bulunamıyor, İmparatorluk çatırdamaya devam ediyor, savaşlar üst üste kaybediliyordu. Aslında çökmekte olan yalnızca Osmanlı değil, imparatorluklar çağının kendisiydi. Çarlık Rusyası, Avusturya-Macaristan ve hâtta kadim Çin İmparatorluğu bile modernleşme karşısında ayakta kalamayacak, geleneksel derebeylik düzenleri kaçınılmaz olarak yıkılacaktı. İyidir, kötüdür, arzu eder ya da etmezsiniz, orası ayrı, ama ortada bir dönüşüm vardı ve bu dönüşüme ayak uyduramayanlar elenecekti.

Mustafa Kemal'in farkı şuydu. III. Selim'den beridir küçük adımlarla bugüne bir türlü yetişemeyen atıl bir yapıyı lağvederek, daha radikal, daha büyük adımlar atılması için daha cesur davranmış, gözü pek bir tutum benimseyerek risk almıştı. "Olmuyor kardeşim!" diyordu, bu ürkek, bu şüpheci, bu korkak adımlarla bir yere varılamıyordu. Bir örnek vermek gerekirse, 19. yüzyıl boyunca Arap alfabesinden Latin alfabesine geçilmesi tartışılmıştı dönemin münevverlerince. Ama bu reformu yaparak okuma-yazma oranının kısa sürede hızla artmasını sağlamak Mustafa Kemal'e nasip olmuştu. Çünkü bu adam çılgıncasına cesurdu kardeşim. Saltanatı ve hilafeti kaldırmış birisinden söz ediyoruz, düşünebiliyor musunuz? Şahsen bugün, bu çağda, tepemde babadan oğula bir hanedanlık olsun istemezdim. Sen kimsin yahu, sırf tesadüfen bir aileye doğmuş olmakla üzerimde hak iddia edeceksin? Bitti o devirler. Ha, bugün hâlâ, istersen, ecdadının ikamet ettiği o şaşalı Topkapı Sarayı'na gidebilirsin tabi, ama ancak parasıyla müze bileti alarak, efendi gibi gezip sonra çıkarak. Ancak bir turist olarak -ötesi değil.

Bugün her şey güllük gülistanlık demiyorum. Özellikle son yıllarda sıkıntılar çok; ama Cumhuriyet henüz tamamlanmamış bir proje. Daha ikinci ayak koşulacak, durun bakalım. Devletin laik, toplumun seküler olduğu, din ve vicdan hürriyetinin bireysel bazda teminat altına alındığı, zorbalığın değil haklılığın geçerli olduğu, toplumsal hayata kuralların hükmettiği, yoksulluğun ortadan kalktığı, nezaketin ve güleryüzün egemen olduğu, daha güzel, daha güneşli günlere hep birlikte ilerlemek dileğiyle Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.


Ekteki fotoğrafa bakın. Zamanında "DURMAYALIM DÜŞERİZ" diye yazmışlar. Ne kadar da doğru. Dün ve bugün herkes kutlamalarını yaptığına göre şimdi sakince içimizi dökebiliriz. Öncelikle, yok yahu, elbette Mustafa Kemal'in Tanrı olduğunu filan söyleyen yok. Şahsen kimilerinin zaman zaman yaptığı bazı aşırılıklar hepiniz gibi beni de rahatsız etmiştir. Yağmur yağmıştır. Mustafa Kemal büstünün fotoğrafını çekerler ve fotoğrafı "ülkemizin bugünkü hâline Atatürk de ağlıyor" yazısıyla paylaşırlar mesela -bu bayağılığı elbette tasvip etmiyorum. Ne var ki insanlar bugün haklı olarak tepkililer. Cumhuriyeti iyi niyetle eleştirir, onu daha ileriye taşımak isterken, fırsattan istifade bazı gericilerin Cumhuriyetle derdi olduğunu, laiklikten nefret ettiklerini, siyasal İslam'ı, mezhepçiliği, şeriatı, hoşgörüsüzlüğü dayatmak istediklerini, Kayıp Ada Atlantis misali bir Osmanlı nostaljisi içerisinde olduklarını, bu çağda hanedanlıktan filan bahsettiklerini görünce, "haaaaaaa" dedi insanlar, "kardeşim, iyi niyetle eleştirelim, tamam ama senin niyetin bozuk."

Ortadoğu'da kan gövdeyi götürürken, önüne gelen kendinden farklı olanı katlederken, kendi mezhepsel inançlarını mutlak hakikât olarak görüp başkalarına bunu şiddetle dayatırken, Işid'iyle, El-kaidesiyle, El-nusrasıyla, Boko Haramıyla terör örgütleri insanlara hayatı zehir ederken, "bir dakika" diyordu insanlar artık, "bir dakika yahu, burada büyük bir sıkıntı var sevgili siyasal İslamcı kardeşim." Cumhuriyeti eleştirelim derken bana sunduğun vizyon bu mu? Mesela, çağdaş bir müslüman, kendini Avrupa kentlerinde özgür ve güvende hissederken, müslüman Ortadoğu ülkelerine gittiğinde kendisini göz hapsinde ve tehdit altında hissediyor ve "dur bakalım" diyordu, dur bakalım hacı, Batı matı diyoruz ama bu Ortadoğu'da da sıkıntı epey büyük. Önce Aydınlanma ve rasyonalizmi benimseyelim bakalım. Önce kul olmaktan çıkıp yurttaşlık bilincine bir ulaşalım bakalım. Hııı, önce laiklik ilkesinin gereği olarak din ve vicdan hürriyetini benimseyip ibadet edene ve etmeyene saygı duyalım da kimseye karışmayalım bakalım, ondan sonra geleceğe bakar, daha iyi bir toplum kurmak için eleştirilerde bulunuruz, diyordu. Binaya kat çıkacağım derken temellere dinamit koyanlarla olmayacaktı bu iş.

Önce kültürel burjuvalara dönüşelim bakalım, diye düşündü insanlar. Önce kamusal alanda nasıl davranılır, kurallara riayet neden önemlidir, centilmenlik, nezaket ve güleryüz neden lâzımdır, başkalarının yaşam tarzına saygı neden gereklidir, önce bunları bir çözelim, ondan sonra daha iyi limanlara doğru demir alırız, diye düşündüler. Bu nedenle bu sabah 29 Ekim törenine gönüllü gönüllü gittik. Yüzler gülüyordu. Herkes en şık kıyafetlerini giymişti. Kadın ya da erkek, gülümseyerek, tokalaşarak, birbirimizin bayramını kutlayarak, insanca bir "günaydın!" ile başladık güne. Bugün önceki yıllara göre sosyal ağlarda daha fazla Cumhuriyet ve laiklik vurgusu yapılıyordu, zira bu biraz da tepkiseldi. "Ehh, yetti be kardeşim!" diyordu insanlar, "insan gibi, çağdaş bir hayat sürmek, insanca yaşamak istiyorum bu ülkede." Her gün insanların ölmediği, gözyaşının, asık suratın ve mahalle baskısının olmadığı, insanca bir yaşam.

Bana alternatif mi sunmak istiyorsun? Sunacağın alternatif, bu mevcut durumdan çok daha iyi olmak zorunda kardeşim. Ha, sol cenahtasın ve sosyalist bir gelecekten, kimsenin kimse üzerinde tahakküm kurmadığı, yoksulluğun ortadan kalktığı bir ufuktan mı söz ediyorsun? Amenna. Ama bunu Aydınlanma ve rasyonalizmi dinamitleyerek, postmodern göreceliğe sığınarak yapamazsın kardeşim. Hannah Arendt'den mülhem söylemlerle, "Stalin, Hitler, Mustafa Kemal, Mussolini, Mao filan bunlar hep aynı şey sonuçta totaliter" diyerek, "abi Esad'ın laik rejimi olmasaydı bugün Işid ortaya çıkmazdı" diye bu psikopatları "anlayışla karşılayarak", "bugün Suudi Arabistan'da baskıcı bir rejim var da İsviçre'de yok mu sanki? Orada da polis var" diye her şeyi aynı kefeye koymakla, sapla samanı karıştırmakla, yöntemin/biçimin benzerliğine vurgu yapıp farklı içerikleri birbirinin muadili hâline getirerek, ne beni, ne benim gibi onca insanı ikna edebilirsin kardeşim.

Binanın üzerine kat çıkmak isteyen iyi niyetli herkese saygım sonsuz, ama gelip de temelleri ortadan kaldıralım, kusurlarına rağmen mevcut kazanımları, seküler, saygılı, kamusal alanda nasıl davranılacağını bilen nesiller yetiştirmiş Cumhuriyet'i yerden yere vuralım filan diyorsan, kusura bakma ama seni desteklemem mümkün değil. Burası İskandinavya değil, burası Ortadoğu'ya komşu bir coğrafya. Bazı şeyleri lağvettiğiniz vakit El-kaidesi senin Işid'i benim, ölümlerden ölüm, karanlıklardan karanlık beğenmek zorunda kalırız buralarda. O nedenle, hayatı dar eden, asık suratlı, ağlak, hep "mağdur", her yere nüfuz etmiş, kuvvetli ve ceberut bir siyasal İslam hareketinin varlığında bugünkü tepkileri az çok anlıyor, hak veriyor, hâtta destekliyorum. Hâl böyleyken, Avrupa-merkezci, ulusalcı, "saçı fönlü laikçi teyze" gibi ithamların günümüz bağlamında anlamını yitirdiğini düşünüyorum. Bırak bu işleri, bizler yaş alırken yeni nesiller yetişkin oluyor. Gel birlikte daha güzel nesiller yetiştirelim. Öğretmeniz ne de olsa, az buçuk bir etki alanımız var.

Bakalım gelecek bize neler getirecek.

Tamer.