9 Eylül 2015 Çarşamba

Şiddeti Durdurmak ve Solun Romantizmi


Biraz içimi dökmek istiyorum. Kimileri bana kızabilir. Risk alıyorum zira. En azından hiçbir paylaşım yapmayıp her yere yorum yetiştirmekten iyidir. Hassas bir konu; çünkü gerçek ve yakın. Kürt sorunu deyin, PKK deyin, terör sorunu deyin, hangi ismi veriyorsanız artık, ondan söz edeceğim. Bu soruna karşı takınılan birden fazla tutum var. Birincisi, öldüre öldüre bitirelim, oraları darmadağın edelim görüşü. İkincisi, her olgunun altında bir komplo arayan, tüm yaşananları “abi İsrail’in oyunları bunlar” ya da “her şeyin arkasında Amerika var hacı” diye özetleyen kişiler. Üçüncüsü ise Kürt sorununun çözümü için müzakereden, tartışmadan medet umanlar. Komplo teorilerine itibar etmiyorum. “Kürtler aslında PKK’yı desteklemiyor” diyen arkadaşlar herhâlde hiç güneydoğuda bulunmamış, veya askerdeyken güneydoğudan hiçkimseyle tanışmamış olsa gerek. Genellemek zor olsa da pekçok Kürdün dolaylı olarak da olsa PKK’yı meşru bir örgüt olarak gördüğü bir gerçek. Bunu kabul etmiyorsanız Diyarbakır’a veya Hakkari’ye gidip bir kahvede vatandaşlarla sohbet edin derim. O zaman görürsünüz bu örgütün bir tabanı var mı, yoksa yok mu. 

Birinci tutuma dönersek, hani öldüre öldüre bitirelim diyen tavrı kastediyorum, eh, en azından net bir tavır bu. Gelgelelim, otuz küsür yıldır süren bu çatışmaya ve ölen onca insana rağmen Türkiye’nin nüfusu arttığına göre, iki tarafın birbirini öldüre öldüre bitiremeyeceği gün gibi ortada. Ama dediğim gibi, lafı dolandıranlardansa en azından açık ve net bir söylem. Yine de bir tarafın diğerini öldüre öldüre ona diz çöktürmesi düşüncesi rahatsız edici. Bunu savunanlarla aynı fikirde olmasam da açık ve net konuştukları için takdiri hak ediyorlar. 

Gelelim üçüncü tavra, yani müzakereye. Allah’ını seven şu BARIŞ sözcüğü ile neyi kastettiğini açıkça söylesin. Solcu, sosyalist üyelerin çoğunlukta olduğu grup ve ortamlarda bu soruyu soruyorum. Kimse açık konuşmuyor. Romantizme ve ağlak sloganlara sığınıp konuyu geçiştiriyor. Barış nedir abi? N’olur açık konuşun. Soruyorum: Türkiye’nin başkanlık sistemine geçmesi, federatif bir yapıya bürünmesi ve Kürdistan Özerk Bölgesi’nin kurulması, böylelikle bu özerk bölgenin iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde ise Ankara’ya bağımlı hâle gelmesi mi? “Bu yapılırsa şiddet ve terör tamamen sönümlenir mi?” diye soruyorum, cevap yok. Varsa yoksa, "barış, hemen şimdi!" ya da "unutursak kalbimiz kurusun" romantizmi. Özerklik edindikten sonra PKK silah bıraksa bile yeni bir örgütün kurulup tam bağımsızlık talep etmeyeceği ne malum? Cevap yok. Ya da yine sloganlar, alıntılar. Öf.

Sorun toprak sorunu diyen var. Yani işgal altında olduklarını söylüyorlar. Kendi ulus devletlerini kurmak istediklerini ifade ediyorlar. E istediğiniz buysa “teşekkür ederim, en azından açık konuştunuz” diyorum. Hemen altına başkaları yetiştiyor ve hayır diyor, “hayır, biz Kürtler sizinle et ve tırnak gibiyiz, bölünmek istemiyoruz, asla!” Abi kusura bakmayın da önce kendi içinizde anlaşın, nedir istediğiniz Allah’ını seversen? Yazıktır, bak 20 yaşında gencecik adamlar can veriyor, bu işin şakası yok. Bir başkası “milliyetçilik psikolojik bir hastalıktır” demesine rağmen alenen Kürt milliyetçiliği yapıyor. Selda Bağcan “Türk olduğum için gurur duyuyorum” dediğinde onu linç eden kimi solcular, “Kürt olduğum için gurur duyuyorum” diyenlere hoşgörüyle yaklaşıyor. Sizin kafanız mı iyi yahu? Aklınız başınızda mı? Milliyetçilik iyidir diyorsan tamam. Kötü diyorsan her tür milliyetçiliğe karşı durman gerekmez mi? “Ezilen ulus milliyetçiliği” de nedir yahu? Tekrar ediyorum: Kafanız mı iyi? Diyorum ki, eğer Kürdistan tamamen ayrı, bağımsız bir devlet olacaksa, ardından nüfus mübadelesi yapılacak mı? Cevap yok. Herkesin içi şişti artık bu belirsiz ifadelerden ve her akşam televizyonda saatlerce süren çözümsüz tartışmalardan. İfade özgürlüğü değil bildiğin kakofoni.

Haklı olarak diyeceksiniz ki, ya Tamer, sen kimsin de bu konular üzerinde yorum yapıyorsun? Haklısınız. Aslında bu konuları koskoca devlet büyüklerinin çözmesi, bizimse konuşmamıza bile gerek kalmaması gerekirdi. Ne var ki Türkiye’de yaşamak böyle bir şey. Sabah işe giderken şehiriçi minibüsünde başlıyor siyaset ve gece yatıncaya kadar yakanızı bırakmıyor. Birisi demişti, “yemek yiyoruz, ‘Talabani ölmüş, şimdi n’olacak?’ diye soruyor. Yahu bu sorunun muhatabı ben miyim?” Haklı. Ama partiler, devlet, hükümet vs. hiçbir çözüm üretemezse vatandaşın gündemi bunlar oluyor hâliyle. Hatta çözümsüzlükten beslendikleri de söylenebilir.

Bu işi nasıl çözersiniz bilmiyorum ama çözün abi. Evet, politika aklı, mantığı aşan bir şeydir ve belki biz toyuzdur, aklımız ermiyordur. Bizi kimse dinlemez zaten. O hâlde n'apın edin çözün. Yarın birgün daha büyük sıkıntılar çıkacak.

Dünyanın hiçbir ülkesinde, eğer o ülke normal, ortalama bir ülkeyse, her Allah’ın günü en az on genç ölmez. İnsan 20 yaşında, 22 yaşında ölür mü ya? Lânet olsun ya. Kusuruma bakmayın. Başka zaman güzel şeyler paylaşırım.

* * *

Türkiye’de silahlar kalıcı olarak susar mı? Bu konuda son sözlerimi söyleyeceğim. Sakince düşünüyorum. Lafı hiç uzatmadan sıralayayım: (1) Bölünme taraftarı olanlar. (2) Özerklik taraftarı olanlar. (3) Ulus devlet taraftarı olanlar. (4) Tüm yaşananların İsrail, Amerika ve diğer dış güçlerin oyunu olduğuna inananlar. (5) Sorunun ekonomik olduğunu, güneydoğuya yeterince yatırım yapılmadığını savunanlar. (6) Sorunun askerî operasyonların sayısının ve şiddetinin arttırılarak çözüleceğine inananlar. (7) Olağanüstü hâl ilan edilmesi gerek diyenler. (8) Tek sorumlunun Cumhurbaşkanı olduğunu savunanlar. (9) Tek sorumlunun HDP olduğunu savunanlar. (10) Bu arada Hürriyet’in binasına saldıran ne idüğü belirsiz güruhlar. (11) Çözümü İslamcılıkta arayan, zira paylaşılan ortak kimliğin müslümanlık olduğunu savunanlar. (12) Sorunun Cumhuriyet’le birlikte başladığını iddia edenler. (13) Sorunun Osmanlı’dan beridir süregeldiğini söyleyenler. (14) Çözüm kimlik politikalarıyla, postmodernist çok-kültürcülükle gelir diyen Avrupa solu. (15) Etnik, mezhepsel milliyetçilik ve kimlik politikaları gibi mevzuların kapitalist altyapının birer yansıması olduğunu savunan ortodoks Marksist sol. (16) Komplo teorilerine inananlar -bu liste uzar gider.  

Bir çırpıda aklıma gelen bu görüşlerin uzlaştırılması imkânsız. O nedenle herkes duymak istediğinin söylenmesini, görmek istediğinin gösterilmesini istiyor. Bu denli çetrefil ve çok değişkenli bir sorunun tabanda demokratik tartışma yoluyla çözülmesine ihtimâl vermiyorum. Devlet çözmeli bunu bir şekilde. Umutlu değilim ama umarım yanılırım ve her gün insanların ölmediği günlere uyanırız.

Tamer.