3 Eylül 2015 Perşembe

Kıyıya Vuran Çocuk Cesetleri ve Ortadoğu



Kıyıya vuran çocuk cesetleri fotoğrafı paylaşılmasına karşıyım. Yine de siz bilirsiniz tabi, neyi paylaşacağınıza ben karar veremem sonuçta. Fotoğrafların altına "Ey Avrupa, artık mültecilere dair politikanı değiştirmenin vakti gelmedi mi?" gibi cümleler ekleyerek sorumluluğun bizim, Ortadoğu'nun, İslam'ın, İslam coğrafyasının, İslam adına yapılanların, hangi ifade hoşunuza giderse artık, sorumluluğun üzerimizden atılması kolaycılığına ise hepten karşıyım. Kötülük Avrupa'ya özgü bir şey değil. O çocuklar, o insanlar Ortadoğu karanlığından kaçıyorlardı. Seküler Avrupa'ya, hıristiyan Avrupa'ya, her ne derseniz deyin, bizden oraya, mesela Suriye'den Almanya'ya kaçıyorlardı. Sanki Papua Yeni Gine'den kaçıyorlarmışçasına kendimizi müthiş rahat, sorumsuz ve yükümsüz hissetmek ne kadar da büyük yüzsüzlük. Avrupa kendisini öz-eleştiriye tabi tutabildi, kendi kötülükleriyle, geçmişteki sömürgeci dönemiyle yüzleşti diye, ezikçe, "hah! Bak işte onlar da kötü olduklarını itiraf etti! Avrupa kötüdür, İslam coğrafyası ise iyi ve masum" diye sevinmek sorunları çözmüyor. Sen de kendi kültürünü toptan bir öz-eleştiriye tabi tutma cesaretini göster bakalım önce. Sen de hatalarınla yüzleşip, kötülüğün buranın kültüründe de olduğunu itiraf edip, giderek insan hayatına daha fazla değer veren, insan haklarını öne çıkaran, sosyal devleti geliştiren vb. adımlar at da, o insanlar senden kaçmasınlar. Bu riyakârlık sürdüğü sürece daha çok çocuk bu uygarlık dışı, insanlık dışı gaddarca karanlıkta boğulacak -maalesef.

* * * * *

Medeniyetler çatışması deyip duruyorlardı da, günümüzde Batı dışında yaşayan bir medeniyetin varlığı kuşkulu. Bugün tüm Dünya modern, dolayısıyla Batılı artık. Ticaret hukuku tüm ülkelerde az çok aynı. Aksi hâlde uluslararası ticaret yapılamaz, yabancı yatırımcı gidip de –mesela- Sri Lanka’da fabrika kurmaz. Dünyanın neresine gitseniz, anonim şirketler, limited şirketler, patent ve telif hakkı gibi hukuki konular standartlaşmış durumda. Feodal yapının mirası büyük aileler çoktan çözündü, nereye gitseniz çekirdek aile var artık. İnsanlar kan bağına dayanan topluluklardan ziyade belirli amaçlarla bir araya gelen dernekler şeklinde örgütleniyor. Parlamenter demokrasi nereye gitseniz ya kurulu sistem, ya da kurulması yönünde çabalar var. Dünyanın neresine gitseniz mahkemeler birbirine benziyor. Evrensel insan hakları beyannamesini imzalamayan ülke yok gibi. Batı’nın sömürgeci döneminden kalma üçüncü Dünya ülkelerinin direnişleri bile Batılı değerlere dayanarak yükseldi. Bağımsızlık, anti-emperyalizm, milliyetçilik, insan hakları, güçler ayrılığı, parlamenter demokrasi, imparator karşısında kul değil devlet karşısında vatandaş olmak, hukuk karşısında eşit yargılanma hakkı, zorunlu eğitim gibi öyle çok konuda tüm ülkeler aynı ki, artık Dünyada farklılıklardan çok benzerliklerin arttığı besbelli. Nereye giderseniz gidin trafik ışıkları, levhaları ve kuralları aynıdır. Modern tıp her yerde geçerli, üniversitelerden tutun da hakemli dergilerde yayımlanması için bilimsel bir makalenin karşılaması gereken standartlar bile aynı. Bugün evlerde yer sofrası ve divan yerine mobilyalarımız, yemek odamız, salonumuz varsa çoktan Batılılaşmışız demektir. Yeryüzünü ağlarıyla kaplamış telefonlardan, internetten, teknolojiden bahsetmiyorum bile. Farklı medeniyetlerden ziyade artık tek bir küresel Batı medeniyeti şemsiyesi altında yer alan farklı kültürlerden söz edebiliriz olsa olsa. Bu nedenle Işid, El-kaide, Boko Haram vb. örgütlerin alternatif bir medeniyeti temsil ettiği söylenemez. Çünkü bugün Dünyada yaşayan hiçbir alternatif yok. Bunlar sözde ayrı bir medeniyeti değil, olsa olsa nihilist, yok edici bir kültürsüzlüğü temsil ediyorlar. Bu nedenle antik uygarlıklara dair tüm kalıntıları, tapınakları ve heykelleri yok etmelerine şaşmamak gerek. Eğer ortaya zengin ve güçlü bir alternatif sunamıyorsan tüm renklilikleri siyaha boyamaktan, tüm güzellikleri ortadan kaldırmaktan, insanlığın tüm görkemli şaheserlerini dinamitle patlatıp yok etmekten başka elinden bir şey gelmez. Hınç, kıskançlık ve fesatlık içerisinde kendini yeyip bitirirsin. Birileri eskiden nihilizmin Ortadoğu coğrafyasında böylesine güçlü bir şekilde tezahür edeceğini söyleseydi inanmazdık; ama vaziyet bu.

Tamer.