20 Ağustos 2015 Perşembe

Rusya Gezisinden Resim Üzerine Notlar (1)


Tipik bir Rönesans insanı. Arkasında dağlar, tepeler bile önemsiz kalmış. Elinde kitabı ve kalemi var. Okuyup yazıyor. Rönesans çağı. Hümanizm dalgası esip gürlüyor. İnsan bedeni artık aşağılanacak, hakir görülecek denli kötü değil. Çileciliğin sona erdiği, uhreviyattan ziyade dünyevîliğin galip geldiği ve büyük harfle İnsan'ın demiryumruğunu yeryüzüne indirdiği bir altın çağın aydın bireyi. Gözlerindeki bakış bile güven veriyor. Antonio de Saliba.


Sağında gökleri işaret eden bir melek, aile mefhumu, sabır ve çalışkanlık gibi erdemler, solundaysa lüks, unvan, elbiseler, refah ve şehvet gibi arzu kamçılayan ve nefsi zorlayan caziplikler arasında kararsızlık yaşayan bir kadincağız. Jan Steen.


Lut ve Kızları. Tevrat'ta ve İncil'de geçen bir hikayeymiş. Tabloya bakarken hikayeyi kulaklığımda dinleyince sarsıldım. Tanrı Sodom şehrini yerle bir edecektir. Lot'u sevdiği için ailesini alıp kaçmasını söyler. Ama Lot'un karısı --yasak olmasına rağmen- yanıp yıkılan şehri görmek için arkasına bakınca tuzdan bir sütuna dönüşür. Taş olur diyelim. Aradan zaman geçer ve Lot ile kızları yeryüzündeki son insanlar olduklarını farkederler. Dünyaya çocuk getirmek zorundadırlar ve bu nedenle babalarını baştan çıkarırlar. Tablo bunu resmediyor. Aert De Gelder.


Macar ressam Munkácsy için koca bir bölüm ayrılmış. Bu tablo iç açıcı. Nesiller arası bilgi aktarımı. Anne çiçek buketi hazırlarken çocuğu onu izliyor. Eğitimin temel kuralı. Yap demektense model ol. Düşünsenize. Domatesi hatur hutur yemiyoruz da dilimliyoruz mesela. Çünkü büyüklerimizden öyle görüyoruz. Bence farkında bile olmadığımız, otomatikman yaptığımız hareket ve davranışların sayısı çok fazla.Milton şiiri büyük kızına dikte ettiriyor. Öyle etkili, yüce ve dokunaklı mısralar söylüyor ki diğer kızları da, hâtta elinde nakış işlemekte olanı bile babalarını hayranlıkla dinliyor. Mihály Munkácsy.


Munkácsy'den devam. Yitik Cennet adlı upuzun epik şiiriyle bilinen John Milton bu eserini yazarken körmüş. Tabloda Sağında gökleri işaret eden bir melek, aile mefhumu, sabır ve çalışkanlık gibi erdemler, solundaysa lüks, unvan, elbiseler, refah ve şehvet gibi arzu kamçılayan ve nefsi zorlayan caziplikler arasında kararsızlık yaşayan bir kadincağız. Mihály Munkácsy.


Munkácsy'den son tablo olsun. Hayat gailesiyle baş ederken mecburen sosyal çevrelerde takılsa da, fırsatını bulduğu an inzivaya çekilmeyi çok severmiş kendisi. "Yalnızlığına kaç dostum. Seni küçüklerin vızıltılarından ve büyüklerin vaazlarından sersemlemiş buluyorum." Nietzsche. Mihály Munkácsy.


Gelelim galeride en etkilendiğim, birçok tabloyu sadece şöyle bir süzerken, başında dikilip tüm ayrıntılarını incelediğim esere. Ne Cesur Yeni Dünya, ne 1984, ne Son Şeyler Ülkesi, ne de Zamyatin'in Biz'i. Distopya mefhumuyla roman ya da filmlerde karşılaşmaya alışığım ama böylesine distopik bir tabloyu ilk kez gördüm. Tablonun adı "Geleceğin İşareti". Hans Grundig 1935'te yapmış. Tam da Naziler iktidara geldikten iki yil sonra. İkinci Dünya Savaşı'nın ayak sesleri duyulurken.